|
ÖĞRENCİLER İÇİN ADLİ PSİKİYATRİ Prof. Dr. Hüray Fidaner A. GİRİŞ İngilizcede adli anlamına gelen "forensic" sözcüğünün kökü latince "forum" sözcüğünden gelir. Halkın bir konuyu tartışması diye türkçeleştirilecek olan bu sözcük mahkemelerle ilgili süreçleri akla getirir. Psikiyatri ile hukuk kurumlarının ilişkisinin çerçevesi ülkemizde iyi belirlenmiş değildir. Adli psikiyatri ayrı bir uzmanlık dalı değildir, bu nedenle çoğunlukla ruh hekimleri adli psikiyatri hizmeti verirler. Adli psikiyatri hizmeti verenler karar kurumu olarak değil, tıpsal anlamda konsültan, hukuksal anlamda bilirkişi rolünü üstlenmişlerdir. Yani verdikleri raporlar yargılamada gözönüne alınır, kararı yargıç verir (1). Bu bölümde adli psikiyatri alanına giren konular gözden geçirilecektir. Konuyla ilgili yasa maddelerinden önemli olanlar metin içinde açıklanmış, dolaylı olanlar paragraf sonlarında belirtilerek okumanın kolaylaştırılması sağlanmaya çalışılmıştır. Önemli yasa maddeleri özetlenerek aktarılmıştır. Ayrıntılar için ilgili yasaya başvurulması gerekir. Örnekler yazarın deneyimleriyle, Yargıtay Kararlarına dayalı örneklerden değiştirilerek akarılmıştır. Zorla Hastaneye Yatırma ve İzleme Birçok ülkede kendisi ve başkası için tehlike taşıyan hastaların psikiyatri kliniklerine istekleri dışında yatırılmaları mahkeme kararı gerektirmektedir. Ülkemizde bu konuda hukuksal düzenleme çalışmaları olmasına karşın, uygulama genellikle hasta yakınlarının izni ile yatırma biçiminde olmaktadır. Hastaların yakınları dışındaki kişilerce hekime gönderilmeleri konusunda muhtar, belediye başkanı polis, kaymakam, vali kendi yetki yasaları çerçevesinde çalışma bölgelerindeki kişileri sağaltım amacıyla hastaneye gönderme yetkisindedirler. Adli ve idari kuruluşlarca hastanelere gönderilen hasta, yaralı ve sarhoşların muayene edilmesi isteniyorsa durumun resmi bir yazıyla hekime bildirilmesi zorunludur (Türk Ceza Yasası m.526) (2). Ruhsal bozukluk tanısıyla hastanede yatan kişilerin hastaneden ayrılmaları halinde hekim bu durumun sorumlusudur ve olayı emniyete bildirmesi gerekir, bildirmemek suçtur (Türk Ceza Yasası m. 560-562). Bilgilendirilmiş Onay (Informed Consent) İlk kez 1957'de kullanılan bu kavram hekimin özerklik sınırlarını belirler. Psikiyatrik durumlarda ise hastanın gerçeği değerlendirme düzeyi ölçüsünde önem taşır. Ülkemizde psikiyatrik hastaların sağaltımı ve çeşitli araştırmalara katılımı açısından kendilerinden onay alınmasını düzenleyen açık bir hukuksal uygulama yoktur. Tıbbi bakım için, 1219 sayılı "Tebabet ve Şuabatı Sanatları Tarz-ı İcrasına Dair" Yasanın 70. Maddesi gereğince kişiye (ve/veya velisi/vasisine) açıkça bilgi verdikten sonra onay almak gerekir. Bu ve diğer yasa ve yönetmeliklerde araştırmalar nedeniyle onay alma konusu hiç ele alınmamakta, ülkemizde uygulamalar, yerel görüşler ve uluslararası ilkeler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Genel kaynaklara baktığımızda hastanın onay alınmaksızın sağaltıma başlanmasını gerektiren iki durum görmekteyiz: Bunlardan birincisi hastanın sağlığını tehdit eden acil durumlar, diğeri ise denetlenemeyen saldırganlıktır (3). Etik başlığı altında ele alınacağı varsayılarak Bu konuya daha fazla değinilmeyecektir. Bilirkişilik Ülkemizde yürürlükte olan yasalar gözönüne alındığında ruh hekimleri, çoğunlukla iki yasa dolayısıyla bilirkişilik görevi ile mahkemelere görüş bildirirler. Bu iki yasa Türk Ceza Yasası ve Türk Medeni Yasasıdır. Birinciyle ilgili konular ceza, ikincisi hukuk mahkemelerini ilgilendirir ve yapılan işlemlerde, ilgili usul yasaları (Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, Hukuk muhakemeleri Usulü Yasası) çerçevesinde davranılması gerekir. Adli olaylarda belli bir konuda bilgisinden yararlanılan kişilere bilirkişi denmektedir. Bilirkişiyi ceza davalarında, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 66. maddesine, hukuk davalarında Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasasının 276. madddesine göre yargıç atar. Bilirkişilik zorunlu bir görevdir; ilgili kişiyle yakın akraba olma gibi ikna edici gerekçe olmaksızın reddedilemez. Hekim gerekli incelemeyi yapıp sonucu yazılı bir raporla bildirmek zorundadır. Rapor gerçeği yansıtmalı ve inandırıcı olmalıdır. Yargıç hekimden aldığı görüşlere uymak zorunda değildir. Bilirkişinin gerçeklere aykırı görüş bildirmesi suçtur (Türk Ceza Yasası m.286) Sır saklama Türk Ceza Yasası'nın 198. maddesi çerçevesinde düşünüldüğünde hekimlerin meslekleri dolayısıyla öğrendikleri sırları yasal olarak geçerli bir neden olmaksızın açıklamaları suçtur. Bulaşıcı hastalıkların bildirilmesi Umumi Hıfzısıhha Yasasına göre zorunlu olduğundan sır sayılmamaktadır. Türk Ceza Yasası'nın 530. Maddesine göre hekim, mesleği dolayısıyla kişilere yönelik bir suçtan haberdar olursa bunu da bildirmek zorundadır. Gerçek dışı rapor düzenleme Hükümetçe güvenilmesi gereken bir raporu, hatır için veya bir çıkar umarak ya da zarara yol açacak biçimde düzenleyen hekim, eczacı ve sağlık memurları suç işlemiş sayılırlar (Türk Ceza Yasası m. 354). Ceza ve Hukuk Davalarında Bilirkişilik Uygulamaları Yargı kurumları, hukuk sorunlarının çözümlenmesi amacıyla hakkında karar verilecek kişinin değerlendirilmesi için hekimlere ve sağlık kurumlarına başvurabilirler. Bu başvuru çoğunlukla yazılı olarak ve bilirkişilik istenen konunun açık olarak belirtilmesi yoluyla olur. Hekimlerin hukuksal konularda değerlendirme yapıp görüş bildirebilmesi için görüş isteğinin usulüne uygun biçimde yapılıp yapılmadığını saptaması gerekir. Değerlendirilecek kişi çoğunlukla sol kolu mühürlenerek yargıcın yazısı eşliğinde ve resmi bir görevli (polis, bekçi, jandarma) ile birlikte gönderilir. Hekim yargı makamları dışındaki kişi ve kurumlara görüş belirtmek zorunda değildir. Hekim, kendisinden bilirkişilik istenen konuda görüş bildirmek üzere gönderilen kişiyi fiziksel ve ruhsal inceleme yöntemleri ile değerlendirir. Bu süreç, öykü alma, ruhsal muayene, psikolojik testler ve gerekirse diğer hekimlerle konsültasyon ve laboratuvar incelemelerinin yapılmasını, ayrıca bilirkişilik istenen konunun ayrıntılı değerlendirilmesini kapsar. Değerlendirmenin poliklinikte veya yataklı kurumda yapılması daha sonra değinilecek koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu aşamalardan sonra ayrıntılı bir rapor düzenlenir. Bu nedenle rapora dayanak olan yasa maddelerinin bilinmesi gerekir. Ceza yasalarıyla ilgili işlemlerde hekim gerekli gördüğü takdirde mahkeme tanıklarını dinleyebilir (Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası m.73). Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 74. maddesi Ceza davası süren kişinin tıbbi değerlendirilmesi sırasında sağlık kurumlarında gözlem altına alınma kurallarını belirlemektedir. Yasanın 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı yasayla değişik maddesine göre: Resmi Kurumda gözlem altına alma hekimin teklifi, yargıcın kabulü ile olur ve gözlem süresi üç haftayı geçemez. Bu süre yetmediğinde her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler istenebilir ve toplam süre üç ayı geçemez. Bu süre verilecek cezadan veya muhafaza altında geçirilecek süreden indirilir. Aynı maddede hekimin isterse onbeş gün içinde geri gönderilmek üzere mahkeme dosyasını da isteyebileceği, bu sürenin yargıç kararıyla altı haftaya kadar uzatılabileceği de belirtilmiştir. Hekimin düzenlediği rapora yargıcın uyması şart değildir. Hekimin raporunu gerçeği yansıtmayacak biçimde düzenlemesi suçtur (Türk Ceza Yasası m. 354) B.TÜRK CEZA YASASIYLA İLGİLİ KONULAR Ceza hukukunda suç olarak tanımlanan eylemin cezalandırılması söz konusudur. Bir eyleme suç denebilmesi için kasıtlı olarak toplum kurallarına aykırı bir davranışı içermesi gerekir. İki özel durumda suç eylemi gerçekleşmez ve ceza verilemez. Bunlardan birincisi yaşla ilişkili olarak biyolojik ve ruhsal olgunlaşmanın yetersiz olması ikincisi ise gerçeği değerlendirmeyi bozan ruhsal bozukluklardır. Bu özelliklerin suçun işlendiği sırada varolduğunun saptanmış olması gerekir. Yargı kurumları, bu nedenle suç işlediği düşünülen kişinin değerlendirilmesinde, bu kişinin suçun işlendiği sıradaki sağlık durumunun saptanmasını isterler. Bunu değerlendirmek güç olmakla birlikte çoğunlukla kişinin muayeneye gönderildiği sıradaki sağlık durumu saptanır ve suçun işleniş biçimi ve bu tablonun klinik özellikeri gözönüne alınarak geçmişe yönelik bir yordama yapılarak görüş bildirilir. Uygun bir rapor aşağıdaki başlıkları kapsar: a. Değerlendirmenin hangi mahkeme yazısına dayanarak, kimler tarafından ve ne konuda yapıldığı b. Bilgi kaynakları ve değerlendirme yeri (Mahkeme dosyası, sağlık kayıtları, vb) c. Hukuksal olayın kısa öyküsü d. Değerlendirilen kişinin ve varsa hastalığın kısa öyküsü ve varsa sağlık raporları. e. Şimdiki ruhsal değerlendirme bulguları f. Saptandıysa tıbbi durum ile hukuksal durum arasındaki ilintiler g. Yorum. 1. Çocuk ve Gençlerin Ceza Sorumluluğu Çocukların ceza sorumlusu olabilmeleri için, haklarında işledikleri öne sürülen suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğinde olmaları koşulu aranmaktadır. Buna hukuk dilinde "farik ve mümeyyiz olma" ya da "işlenen suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde olma" denmektedir. "Farik" sözcüğü farketme-ayırdetme anlamında kullanılmakta ve bu sözcükle çocuğun suçun anlamını kavrama yetisi anlatılmaktadır. "Mümeyyiz olma" eğriyi, doğruyu ayırdetme yani suçun cezalandırılacağını kavrayabilme özelliğini betimlemektedir. Çocuğun gelişimi sırasında suçu anlayabilmesi ve cezayı kavrayabilmesi için belli bir biyolojik olgunluğa erişmiş olması gerekir. Bu yaş sınırı çeşitli ülkelerin yasalarında farklı biçimde belirtilmiştir. Türk Ceza Yasasının 53. maddesine göre, 11 yaşından küçüklere ceza verilemez. 54. maddesine göre ise; 11 yaşını bitirmiş 16 yaşından gün almamış tüm çocuklar hekime gönderilerek işlenen suçın anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinin olup olmadığı sorulur. 16-18 yaşlarda işlenen suçlara verilen cezalar azaltılır. Ancak 18 yaşını bitiren kişiler yetişkinlerle aynı düzeyde ceza alırlar. Bu çerçeveye göre 11-16 yaş grubundaki çocuklar hekime gönderilerek "suç tarihinde, işlenen suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde olup olmadığı" sorulur. Ruh hekimi değerlendirme yaparken, çocuğun biyolojik ve ruhsal gelişimi yanısıra sosyal çevresini de ele alır. Ruhsal değerlendirmede çocuğun psikososyal gelişim gerilikleri, çocukluk psikozları, duyusal sorunlar (işitme, görme,vb.) suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğini önemli ölçüde bozarlar. Bu olguları siz değerlendirin: 1. 12 yaşında ortaokul öğrencisi erkek, arkadaşlarıyla top oynarken komşu evin camlarının kırılması ve bu evde oturanların şikayeti üzerine mahkemeye verilmiştir. Yargıç "işlemiş olduğu suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde" olup olmadığını sormaktadır. Yapılan değerlendirmede genç olayı "kaza" olarak anlatmaktadır. Fiziksel, ruhsal, toplumsal gelişim özellikleri yaşıtlarına uygundur. Bu genç hakkında nasıl bir rapor yazardınız? 2. 15 yaşında bir genç arkadaşını bıçakla yaralamak suçuyla yargılanmakta ve "suç tarihinde işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde olup olmadığı" sorulmaktadır. Yapılan değerlendirmede iki gencin yakın arkadaş oldukları öğrenilmiştir. Değerlendirilmesi istenen gencin fiziksel ve ruhsal gelişimi yaşıtlarına uygundur. Orta sınıf bir anne babanın iki çocuğundan biridir. Baba ağır paranoid özellikle göstermekte, alkol aldığı günlerde evde çocuklarına fiziksel ve ruhsal yönden taciz edici biçimde davrandığı bildirilmektedir. Anne edilgin ve kollayıcıdır. Ergenlik dönemi karmaşası içinde olan genç, son iki yıldır, daha sonra yaralamış olduğu arkadaşıyla sık görüşmekte, fırsat buldukça arkadaşının görece sakin olan evinde konuk olmakta, adeta onların çocuğu gibi davranmaktadır. Olay günü arkadaşı ona ansızın darılır. Kitap ve diğer eşyalarını geri verir ve kendisininkileri ister, açıklama yapmaksızın artık görüşmeyeceklerini bildirir. Yaralayan genç olaydan bir saat önce arkadaşının eşyalarını geri vermek üzere onun eve geliş saatine yakın evlerinin kapısında bekler, karşılaştıklarında görüşmek, sorunu anlamak istediğini söyler. Arkadaşının görüşmeyi reddetmesi üzerine bıçakla saldırır ve yaralar. Bu genci nasıl değerlendirirdiniz? (Yanıtlar bölüm sonundadır) 2. Yetişkinlerin Ceza Sorumluluğu Ceza yasalarının yetişkinlere uygulanmasında, daha önce de belirtildiği gibi suçun kasıtlı olarak işlemiş olması koşulu aranır. Suçu işlediği sırada bilincini ve davranış serbestliğini önemli ölçüde bozan bir ruhsal bozukluğu olanlara ceza yasaları özel koşullarda uygulanır. Türk Ceza Yasasının 46, 47, 48. Maddeleri bu koşulları düzenler. Bilerek alınan alkol ve uyuşturucu maddelerin etkisiyle işlenen suçlar bu maddelerin kapsamı dışında tutulmuştur. Yetişkinin değerlendirme amacıyla sağlık kuruluşuna gönderilmesi ve gözlem için hastaneye kabulü Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 74. maddesi gereğince olur. Bu yasaya göre bilirkişi önerirse sanığın resmi bir kurumda gözlemine Cumhuriyet savcısı, hazırlık tahkikatı sırasında sulh yargıcı veya son tahkikat sırasında görevli mahkeme karar verir. Bu yasanın 18/11/1992 tarihinde 3842 sayılı yasayla değişik bölümüne göre resmi kurumda gözlem süresi üç haftayı geçemez. Bu süre yetmezse resmi sağlık kurumunun isteği üzerine gözlem süresi her seferinde üç hafta olmak üzere toplam üç aya kadar uzatılabilir. Sanık resmi kuruma gönderilirken soruşturma dosyası da birlikte yollanır. Dosya en geç 15 gün içinde mahkemeye geri gönderilir. Gerektiği takdirde hakim bu süreyi 6 hafta geciktirebilir. Ayrıca kişinin resmi kurumda gözlem altında geçirdiği süre ileride ceza verilirse ceza süresinden, tedavi altına alınırsa tedavi süresinden indirilir. Yargı kurumu hekimden bilirkişilik isteme yazısında "...değerlendirilip, kişinin suçun işlendiği sırada Türk Ceza Yasası'nın 46 veya 47. maddelerinden yararlanmasını gerektirir akıl maluliyeti olup olmadığının saptanmasını" ister. Eğer kişi değerlendirilmek üzere hastaneye ya da hekime gönderilirken tutukluysa ve gözlem altında değerlendirilmesi gerekliyse, ancak tutuklu koğuşu olan bir klinikte gözlem altına alınabilir. Yukarıdaki kurallar çerçevesinde poliklinikte veya yargıçtan alınan onayla yatırılarak gözlem altına alınan kişi değerlendirilir ve hekimin görüşlerini belirten bir rapor hazırlanır. Bu rapora dayanak olan yasa maddeleri özetlenirse: Türk Ceza Yasası'nın 46. madddesi; suçu işlediği sırada bilinci ve davranış serbestliğini tam olarak ortadan kaldıracak ölçüde akıl maluliyeti bulunanalara ceza verilemeyeceğini, bu kişilerin tedavi altına alınacağını öngörür. Ağır cezayı gerektiren suçlarda hastanede tedavi süresi "en az bir yıl", diğer suçlar için "şifa bulana" kadardır. Türk Ceza Yasası'nın 47. maddesi; suçu işlediği sırada bilinci ve davranış serbestliğini kısmen ortadadan kaldıracak ölçüde akıl maluliyeti bulunanalara cezaların indirilerek uygulanacağını öngörür. Türk Ceza Yasası'nın 48. maddesi iki ana konuyu işler; Bunlardan birincisi geçici bir nedenden dolayı yasanın 46, 47. maddeleri kapsamında değerlendirilecek kişilere ilgili maddelerin uygulanacağıdır. İkincisi ise bilerek alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında işlenen suçlarda bu yasa maddelerinin uygulanmaması gerektiğidir. Gerek 46 gerekse 47. maddelerde geçen bazı kavramların psikiyatride tam olarak karşılığı yoktur. Ruh hekimliğinde "tam akıl maluliyeti" ve "tam olmayan akıl maluliyeti" kavramları bulunmamaktadır. Yargı kurumları ruhsal bozukluğun türü ile değil daha çok sonuçları, yani malullük düzeyi ile ilgilenirler. Yani onları hastalığın tanısı değil, bu durumun suç tarihinde kişinin karar verme ve eylemde bulunma yetisini nasıl etkilediği ilgilendirir. Ruh hekimliği kavramları ile düşünüldüğünde "tam akıl maluliyeti" gerçeği değerlendirme ve istençli davranmayı bütünüyle bozan durumları kapsar. "Bilinç ve davranış serbestliğinin tam olarak ortadan kalkması" ile kastedilen ise nörolojik anlamdaki bilinç bozukluğu değil, rahatsızlık nedeniyle davranış denetiminin ortadan kalkmasıdır. Şizofrenik epizot içindeyken sanrıları doğrultusunda cinayet işleyen kişinin durumu buna örnektir. Hakkında 46. madde doğrultusunda karar verilen kişiler ceza almazlar, sağaltım ve gözetim amacıyla, bu amaca uygun klinikleri olan ruh sağlığı hastanelerine mahkeme kararıyla birlikte gönderilerek karar doğrultusunda en az bir yıl veya sağaltımı tamamlanana kadar izlenmeleri istenir. Hukuksal kavramlarla psikiyatrik kavramlar bu aşamada da tartışılmaktadır. Hekimlikteki "şifa" kavramı, hukuktaki kadar sınırlanmış değildir. Üstelik yukarıdaki maddeler doğrultusunda değerlendirilecek ruhsal tablolar akut alevlenmelerle giden kronik şizofrenide olduğu gibi "şifa" kavramının tartışılmadığı durumlardır. Bu durumda, örneğin hakkında 46. madde doğrultusunda karar verilmiş olan kişiler, bir yıl sınırlaması yoksa, aktif belirtileri düzelene kadar yatırılarak sağaltımları sağlanmakta, hastaneden çıkarılırken mahkemeye durum hakkında bir kurul raporu düzenlenmekte ve kişinin hangi aralıkla ve ne süre hastanece izleneceğinin planı yargıca gönderilmektedir. Böylece hastanın, hekimin öngördüğü biçimde düzenli olarak sağlık kontrollerine gönderilmesi işlemleri ilgili mahkeme yoluyla yürütülmektedir. Yani hastanın hekimin belirlediği tarihteki kontrol muayenelerine getirilmesinden yargı kurumları sorumludur. Bu sorumluluk hekimin belirlediği sürece devam eder. Türk Ceza Yasası'nın 47. maddesinde sözü edilen ve cezayı azaltan "kısmi akıl maluliyeti" kavramının ise psikiyatride anlaşılır bir karşılığı yoktur. Bu durumun belirlenmesi hekimin yorumuna bırakılmıştır. Genel olarak gerçeği değerlendirmenin bütünüyle bozulmadığı, ancak kişinin davranış denetimini bozan durumlar bu başlık altında değerlendirilir. Türk Ceza Yasası'nın 46. maddesinde belirtilen ağır suç işleyen hastaların en az bir yıl hastanede bulundurulma zorunluluğunun Anayasanın 17. maddesi ile çeliştiği, 47. maddede sözü geçen "kısmi akıl maluliyeti" kavramının tıbbi durumlara uygulanmasının zorluğu nedeniyle, bu durumun bilirkişi hatalarına ve yanlış uygulamalara yol açtığı tartışılmakta, bu maddelerin yeniden gözden geçirilmesinin gerektiği öne sürülmektedir (4). Türk Ceza Yasası çerçevesinde değerlendirilen kişi tutuklu ise, yatırılarak değerlendirilmesi ancak resmi güvenlik denetimi olan yani tutuklu servisi bulunan kliniklerde mümkündür. Bu olguları siz değerlendirin: 1. 43 yaşında erkek. Sahibinin anahtarları üzerinde bırakarak büfeye uğradığı sırada otomobili alarak kaçma, kazaya neden olma yüzünden yargılanmaktadır. Olayın üzerinden bir hafta geçmiştir. Yargıç "TCK nın 46 ya da 47. maddelerinden yararlanmasını gerektirir akıl maluliyeti olup olmadığını" sormaktadır. Yapılan değerlendirme sırasında kişi öforiktir. Aşırı konuşmakta, kazayı bir macera filmi heyecanı ve hazzıyla anlatmaktadır. Sağlığına yönelik hiçbir sorunu olmadığını öne sürmektedir. Yakınları askerliğini sağlık nedeniyle tamamlayamadığını, çeşitli kereler hastanede yattığını bildirmektedirler. Raporunuzu nasıl düzenlerdiniz? 2. 33 yaşında bayan. Eltisinin üç yaşındaki çocuğunu bıçakla öldürmeye teşebbüsten yargılanmaktadır. Yargıç "TCK nın 46 ya da 47. maddelerinden yararlanmasını gerektirir akıl maluliyeti olup olmadığını" sormaktadır. Muayenesi istenen kişi olayı, bir sabah eve konuk geleceği için kahvaltı hazırlarken, eltisinin çocuğuna vermek üzere salatalık soyduğunu, bu sırada çocuğun huysuzlanarak kaçması üzerine haksız yere suçlandığı biçiminde anlatmaktadır. Dava dosyasında ise evde bulunan kişilerin çocuğu bıçakla kovaladığını gördüklerine ilişkin tanıklıkları vardır. Öyküsünde eşi, eşinin anne babası, kardeşleri ve onların eşlerinden oluşan kalabalık bir evde yaşadığı, mevcut evliliğinin eşinin ve kendisinin ikinci evlilikleri olduğu öğrenildi. İlk eşiyle çocuklarının olmaması üzerine boşanmışlar, iki yıl sonra şimdiki eşiyle evlenmiş. İki ay önce gebe kalmış. Eşinin "Ben seninle kısırsın diye evlendim, çocuk istemem" demesi üzerine yirmi gün önce küretaj geçirmiştir. Yaşadığı evde mutsuzdur. Toplum baskısı ve ekonomik nedenler boşanmasını engellemektedir. Ruhsal incelemesinde durgunluk, neşesizlik, kaybettiği bebek konusuyla aşırı uğraş izlenmektedir. Gerçeği değerlendirme yetisi bozulmamıştır. Raporunuzu nasıl düzenlerdiniz? (Yanıtlar bölüm sonundadır). 3. Türk Ceza Yasası ile ilgili diğer konular: a. Cinsel suçlar: Ceza Yasasında cinsel suçlara ilişkin ve hekimleri ilgilendiren hükümler 414-418. maddelerde yer almaktadır. Bu maddeler daha çok ırza geçme suçu ile ilgilidir. Bilirkişilik için bu kez hekime suçlu değil saldırıya uğrayan kişi gönderilir. Tecavüze uğrayan kişinin yaşının 15'ten küçük olması ve 15 yaşından büyük bile olsa eylemin anlamını kavrayıp direnemeyecek düzeyde ruhsal veya bedensel bozukluğunun bulunması saldırgana verilen cezayı artırır. Bu özelliklerin değerlendirilmesi amacıyla hekimden bilirkişilik istenir. Bu değerlendirmede yaş tayini açısından radyolog, diş hekimi, kadın doğum veya üroloji ve ruh sağlığı alanında çalışan hekimlerin görüşü alınır. b. Sağır ve dilsizlerin muayenesi: Ceza yasası, duyu organlarının organik bozukluklarının biyolojik gelişme ve ruhsal olgunlaşmayı geciktiren bir etken olarak değerlendirmektedir. Türk Ceza Yasası'nın 57 ve 58. maddelerine göre; 25 yaşından gün almamış sağır ve dilsizler hekime gönderilerek işlenen suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneği sorulur. Yani, genç suçlarındaki 15 yaşın bitimi ile konan sınır, sağır ve dilsizlerde 24 yaşın bitimine kadar uzatılmıştır. Bu değerlendirmede kulak burun boğaz kliniği ile konsültasyon ve odyometrik inceleme önem taşır. c. Alkolizm: Türk Ceza Yasası'nın 571-575. maddeleri alkolizmle ilgilidir. Alkolizm burada "itiyat" yani kötü kullanım ve "iptila" yani bağımlılık olarak değerlendirilmektedir. Aşırı alkol alıp başkalarının rahatını bozmak suçtur (m.571). Alkolü kötü kullanıp başkasını rahatsız edenlere hapis cezası verilir (m 572). Bağımlılar düzelene kadar sağaltılmak üzere hastanelere gönderilirler (m. 573). Başkasını sarhoş etmek ve 18 yaşından gençlere alkol vermek suçtur (m. 574). Birisinin sarhoş olmasına yardım edip sonra sokağa bırakmak suçtur. d. Uyuşturucu madde suçları: Türk Ceza Yasası'nın 403 ve 404. maddeleri uyuşturucu madde bulundurma imal ve ithal etmeye uygulanacak cezaları kapsar. Ancak bu suçla yargılanan kişinin kendisi bu maddenin bağımlısı ise daha az ceza alabilmektedir. Bu nedenle bu suçla yargılanan kişiler hekime gönderilerek bağımlı olup olmadıkları sorulmaktadır. Ceza Yasası Değerlendirmelerine Bir Örnek: Boşanmış ve 4 yaşında bir çocuklu bay A, bekar ve 27 yıldır grand mal nöbetleri olan bayan B ile evlenir. Bay A, cocuğu C ve bayan B aynı evde yaşamaya başlarlar. Bay B eviyle ilgilenmez, alkol bağımlısıdır. Bayan B, eşinin eve gelmediği bir gün çocuğun huysuzluk ettiği gerekçesiyle fare zehiri kullanarak çocuğu zehirleyerek öldürür. Ceza davası sırasında 'Bayan B'nin hastalığının Türk Ceza Yasasının 46 ve 47. maddelerinden yararlanmasını gerektirip gerektirmediği' iki farklı sağlık kurumuna sorulur. Her iki değerlendirme de Bayan B'nin grand mal nöbetlerle giden uzun süreli epilepsisi olduğunu doğrular. Ancak olay sırasında, öncesi ve hemen sonrasında bir nöbet olmayışı, kadının bu işlemi ayrıntıyla anlatışı, ruhsal muayenesinde belirgin bir patolojinin görülmeyişi nedeniyle suç tarihinde hastalığının akut evresi olmadığından bu maddeler kapsamına alınamayacağı doğrultusunda görüş bildirir. Adli tıp ve Yargıtay değerlendirmeleri sonucunda, yargıcın ilk bilirkişi raporları doğrultusunda verdiği karar reddedilir ve 'uzun yıllardır devam eden epilepsinin, kişinin davranışlarında ve kişiliğinde denetimsizliğe yol açabilecek sonuçları olabileceği, bu nedenle 47. madde doğrultusunda yeniden ele alınmasının gerekli olduğu' gerekçesiyle karar bozulur. C. MEDENİ YASA İLE İLGİLİ KONULAR Bireyin toplumla ilişkilerini düzenleyen medeni yasa evlenmek, alım satım işleri, tanıklık gibi konularla ilgili olması nedeniyle Ceza Yasasından çok daha fazla kişiyi ilgilendirir. Medeni Yasanın anahtar kavramı "hukuksal ehliyet veya yeterlik" tir. Buna "sezginlik gücü" diyen yazarlar da vardır (5). Hukuksal ehliyete sahip kişinin kendi gereksinimlerinin farkında olduğu ve çevre koşullarını gözetebildiği, gerçeği değerlendirebildiği, haklarını koruyabildiği kabul edilir. Ceza hukukunda olduğu gibi burada da kişinin hukuksal işlem yaptığı sıradaki hukuksal yeterliliği önem taşır. Hukuksal anlamda yeterliliğin iki öğesi bulunur. Birincisi kişinin yetişkin olması, yani 18 yaşını doldurmuş bulunması, ikincisi akıl sağlığının yerinde olmasıdır. Hukuksal yeterliğin psikiyatrik anlamı, kişinin karşılaştığı durumları anlaması, seçenekler arasından tercih yapabilmesi, riskleri değerlendirebilmesi, sonuç çıkarabilmesi, yani bilişsel yetilerinin benlik işlevlerini yürütecek ölçüde sağlıklı olmasına karşılık gelir. 1. Küçüklerin Medeni Yasa karşısındaki durumları: Medeni Yasanın 11. maddesi 18 yaşını dolduran kişileri hukuksal yönden yeterli sayar. 18 yaşından küçük bireyler medeni haklarını kullanamazlar. Evlenebilmeleri için anne babalarının onayı gerekir. Bazan küçük yaşta kaçırılma, vb nedenlerle evlilik kararı verildiğinde gençler mahkeme yoluyla hekime gönderilerek yaş tayini istenir (6). 2. Evlenme-boşanma: Evlilik töreni sırasında eşlerden birisinin ruhsal bozukluğu nedeniyle hukuksal ehliyetinin bulunmadığı saptanırsa evlilik geçersiz sayılır (Türk Medeni Yasası m.112). Ayrıca evlendikten sonra eşlerden birinde ortaya çıkan kronik ağır ruhsal bozukluk üç yılı aşkın süre devam etmiş ve birlikte yaşamı diğer eş için çok güç hale getirmiş ve sağaltımı mümkün değilse, bu durum boşanma nedeni olarak değerlendirilmektedir (Türk Medeni Yasası m.133). Bu durumla karşılaşan yargıç, genellikle bilirkişi görüşü istemektedir. Hekime bu amaçla gönderilen kişinin "muayene edilerek bir akıl hastalığının olup olmadığı, varsa ne zamandır sürdüğü, şifasının mümkün olup olmadığı" sorulmaktadır. Yukarıdaki koşulları karşılayan bozukluklar genellikle ağır şizofrenik bozukluklar, organik bilişsel bozukluklar ve zeka gerilikleridir. Bu yolla açılan boşanma davalarında pratik güçlükler bulunduğundan, sık kullanılmaz. Bundan dolayı yukarıdaki maddeler nedeniyle ender olarak bilirkişilik istenir. 3. Vesayet, müşavirlik, kayyımlık: Medeni Yasanın 355. maddesi "vesayet", 379. maddesi "müşavirlik" konusunda hekime bilirkişilik görevi verir. 376. maddede ise yargıç, belli bir nedenle belli bir dönem ya da iş için "kayyım" atayabilir. Kayyımlık çoğunlukla hekimleri az ilgilendirir. Bir kişinin medeni haklarının bütünüyle elinden alınması, yani vasi tayini hakkındaki 355. madde özetle; Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini yürütemeyen, başkasının bakımına gereksinimi olan veya başkasının güvenliğini tehdit eden kişilere vasi tayin edilir demektedir. Yasaya göre akıl hastalığı kendi başına vesayet altına alma nedeni değildir. Kişide yukarıda belirtilen diğer koşulların da varolması gerekir. Kronik alkolizm de vesayet altına alınmayı gerektirebilir (Türk Medeni Yasası m. 356) (7). Vasi, atandığı kişinin yasal temsilcisidir. Görevini düşük önemdeki işler için sulh hakiminin, daha karmaşık işlemlerde asliye Mahkemelerinin onayı ile yürütmek üzere dört yıl için atanır. Sulh mahkemelerinde yapılmış olan işlemler için asliye mahkemelerine itiraz edilebilir (Yargıtay 2. Hukuk dairesi 22.10 1993 tarih 1993/9732 sayılı kararı) Aynı yasanın medeni hakların sınırlandırılmasına ilişkin 379. maddesinde ise özetle; Vesayet altına alınmasını gerektirecek ölçüde bozukuğu olmayan, ancak medeni haklarını kısmen kullanabilecek olan kişilere müşavir tayin edilir denmektedir. Kendisine müşavir atanan kişinin medeni hakları elinden alınmamış ancak sınırlanmıştır. Müşavir, vasi gibi atanır. Müşavirlik başlıca oy müşavirliği ve yönetim müşavirliği olarak tanımlanmaktadır. Oy müşavirliğinde kişi tamamen medeni haklarını bütünüyle kullanabilir. Ancak kararlarının geçerliliği için müşavirin onayını almak zorundadır. Müşavir yapılacak işlemlere katılmaz. Yönetim müşavirliğinde ise kendisine yönetim müşaviri atanan kişinin önemli kararlarında müşavirin de işlemlere katılması gerekir (9). Kendisine vasi veya müşavir atanan kişinin buna sebep olan durumu düzelir ve bu durum hekim raporuyla belgelenirse verilen karar mahkemelerce kaldırılabilmektedir (Türk Medeni Yasası m.418.) Bu konularda hekime gelen bilirkişilik başvuruları ya hasta yakınlarının işlerini yürütemeyen hastaları için vesayet tayini istemiyle mahkemeye başvurmaları, veya hukuki ehliyeti olmdığı halde alım-satım gibi bir tasarrufta bulunan kişi aleyhinde açılan davaların gidişi sırasında mahkemenin isteğiyle olmaktadır. Mahkemeler bilirkişilik isterken; "İlgili kişinin değerlendirilerek vesayetini gerektirir şiddette bir akıl hastalığı veya zayıflığının bulunup bulunmadığını, varsa sürekli olup olmadığını, kişinin mahkemede dinlenip dinlenmeyeceğini ve başkasının güvenliğini tehdit edip etmediğini" sorarlar. Hekim gerekli fiziksel ve ruhsal değerlendirmeleri yapar. Bu işlemler sırasında kişinin bilişsel yetilerinin (bilinç, bellek, algılama, yargılama, soyutlama,vb) değerlendirilmesi tanıdan daha önemlidir. Çünkü pek çok ruhsal bozukluk çeşitli şiddet özellikleri gösterebilmekte, örneğin alzheimer hastalığında tablonun farklı evrelerinde farklı derecelerde bilişsel yeti kaybı olabilmektedir. Hastalığın gidiş hızı, özellikle geçmişe dönük yorumlarda önem kazanır. Yazılan raporda: a. Değerlendirmenin hangi mahkeme yazısına dayanarak, kimler tarafından ve ne konuda yapıldığı, b. Bilgi kaynakları ve değerlendirme yeri (kurumlardan toplanan bilgiler, raporlar) c. Hukuksal olayın kısa öyküsü, d. Değerlendirilen kişinin ve varsa hastalığın kısa öyküsü, e. Şimdiki ruhsal değerlendirme bulguları, psikometrik test bulguları, f. Saptandıysa tıbbi durum ile hukuksal durum arasındaki ilintiler ve kişinin hukuksal ehliyetinin hukuksal durum karşısındaki düzeyi, g. Hekimin sonuç yorumu başlıklarının bulunması önemlidir. Özellikle yorum bölümünde hastalığın sürekli olup olmadığı, kişinin hastanede tutulmasının gerekip gerekmediği (İlgili maddede "başkasının güvenliğini tehdit etme" de vesayet altına alma nedenidir) belirtilmelidir. Medeni Yasa Değerlendirmelerine Bir Örnek: Bu örnekteki olay özetle memur olarak çalışan Bay A'nın ocak 1977'de, bir politik dergi çıkarabilmek amacıyla kendisine ait evi bay B'ye geçerli değerin yarı fiyatına satması ile başlıyor. Bay A, paranın bir kısmını aldıktan sonra satıştan vazgeçtiğini söylüyor. Bay B, tehditle işlemin geçerli olduğunu söyleyip paranın bir kısmını A'ya ödüyor. A, işinden istifa edip evi boşaltıyor ve ifadesi çok sonra alınabiliyor. Bay A'nın babası tarafından bir otelde bulunması ve olayın öğrenilmesi ile satış işleminin iptali için dava açılıyor. Mahkeme 'vesayet altına alınmasını gerektirir bir durumun olup olmadığını' soruyor. Bay A'nın psikiyatrik incelemelerinde, öyküsünde 1973-74 yıllarında iki kez psikotik depresyon tanısıyla askerliğinin ertelendiği, bir üniversite hastanesinde defalarca yatırılarak tedavi gördüğü, son yıllardaki yatış-çıkış tanılarının kronik şizofreni olduğu anlaşılıyor. Dava dosyasından derlenen bilgilere göre ev komşuları halinde bir gariplik olduğunu sezdiklerini, kimseyle görüşmediğini bildirmişler. Mahkenmede dinlendiği sırada satış yaptığı kişinin silahının olduğunu, MİT ajanı olduğunu, ondan davacı olamayacağını alacağını da istemediğini söylediği saptanıyor. Muayenenin yapıldığı temmuz 1977'de bir yıldır ilaç kullanmadığı, otizm, çağrışım ve düşünce içeriği bozukluğu, stereotipi ve manyerizm gibi motor belirtiler bulunduğu saptanıyor. Bu durum kronik şizofreni, akut alevlenme olarak değerlendiriliyor. Kronik gidişli olan tablo gözönüne alınarak hastanın vesayet altına alınması gerektiği sonucuna varılıyor ve tablonun şiddetinin yaklaşık 3-4 yıldır iniş çıkışlarla sürmesi, satış işleminin gerekçeleri, yapılış biçimi, hastanın muayene gününe kadarki yaşam ve uyum düzeyi ile düşünüldüğünde hekimlerin hastanın satış işlemi sırasında da hukuksal ehliyetinin bulunmadığı kanısına vardıkları bildiriliyor. Bu olguyu siz değerlendirin: Yakınları tarafından başvurulan mahkeme yoluyla gönderilen 65 yaşında erkek. Yargıç, "vesayet altına alınmasını gerektirir hastalığının olup olmadığını" sormaktadır. Yakınlarından alınan öyküye göre bu kişinin imzaladığı ödemeleri gereken bir senetle karşılaştıklarında dolandırıldığını anlayarak senedin iptali için dava açmışlar. Hasta olup olmadığı sorulan kişi, 45 yaşlarında yurt dışında inşaat işçisi olarak çalıştığı sırada kafa travması geçirmiş, bir süre bilinç kaybı olmuş ve uzun süren hastane tedavisi sonucunda malulen emekli edilerek ülkesine gönderilmiş. Günlük yaşamını kısıtlı olarak sürdürmüş, mahkeme öncesi hiçbir doktora gitmemiş. Ruhsal muayenesinde bilişsel yetilerinin ileri derecede kısıtlanmış olduğu izleniyor. Raporunuzu nasıl düzenlerdiniz? (Yanıtlar bölüm sonundadır). D. DEĞERLENDİRME VE RAPOR YAZILMASI Gerekli fiziksel ve ruhsal incelemeler yapıldıktan sonra bir görüş oluşturulur. Bu görüşün mahkemeye gönderilecek bir rapor halinde düzenlenmesi gerekir. Böyle bir rapor, belli bir sıra içinde değerlendirmenin tüm aşamalarını özetle kapsamalı, ifadesi açık ve anlaşılır olmalıdır. Gelen ve gönderilen yazıların resmi geçerliliklerinin bulunması (Tarih, sayı gibi), bir kopyasının saklanması önemlidir. Olabildiğince somut bulgulara dayanan bir rapor mahkemenin amacına daha uygun olur. Raporlarda en çok soruna yol açan durumlar şöyle sıralanmaktadır: 1. Hekimlerin raporlarında gerekçe yazmamaları, 2. Bulguları iyi tanımlamamaları, 3. Gereğinden fazla tıp terimi kullanmaları, 4. Raporların okunaksız biçimde ve el yazısıyla yazılmış olması, 5. Raporda rapor veren hekimin kimlik ve imzasının açık olmaması, 6. Raporların geciktirilmesi, 7. Raporlara duygusallığın karıştırılması, 8. Rapor düzenlemekten çekinilmesi, 9. Genellikle geçici rapor verilme eğilimi, 10. Hukuksal olduğu halde hekim yardımı olmaksızın açıklanamayacak konuların (farik ve mümeyyizlik, ırza tecavüz, vb) hukuksal yanının hekimlerce bilinmemesi, 11. Raporlara kayıt ve protokol numarası verilmemesi; tarih, saat yazılmaması, 12. Muayene edilen kişinin kimliğine önem verilmemesi, kolundaki mühre bakılmaması (10). E. ADLİ TIP KURUMU Yargıcın ikna olmadığı durumlarda Adli Tıp Kurumu hakem görevini yürütmektedir. Adli Tıp Kurumu adalet işlerinde bilirkişilik yapmak için kurulmuştur. Görevleri 14.4.1982 tarihli ve 2659 sayılı yasa ile düzenlenmiştir. Adli Tıp Kurumu adalet işlerinde bilirkişilik yapmak üzere başkanlık, başkanlar kurulu, genel kurul, ihtisas kurulları, ihtisas daireleri, grup başkanlığı ve şube müdürlüklerinden oluşur. Psikiyatrik tabloları değerlendiren dördüncü ihtisas kuruludur. Bu kurul adli tıp, ruh sağlığı ve hastalıkları, patolojik anatomi, anatomi ve radyoloji uzmanlarından oluşur. Bu kurulun görevi ceza ehliyeti, bunu kaldıran ve hafifleten nedenler ile hukuki ehliyetin tespiti, vesayet tayini ile fiile direnip direnmeme durumlarının saptanmasıdır. Konu ile ilgili uzman varlığında toplanır, oy çokluğu ile karar alır. Adli Tıp Kurumu İhtisas dairesince verilen raporların geçerliliği için Konunun uzmanının imzası gereklidir (11). Adli psikiyatri uygulamaları hekimliğin eksik ve kusurlu uygulamaları riski taşıyan bir alandır (12). Bu nedenle hekimin her hukuksal durumu değerlendiriken son derece dikkatli, bilgili ve araştırmacı olması gerekir. Daha sonra hukuksal bir değerlendirme olabileceğini düşünerek, izlenen hastalara ilişkin kayıtların düzgün tutulması, gerekli konsültasyonların uygun yapılması önemlidir. Hekimin bu Hekimin bukonulara gösterdiği duyarlılığın, sadece hastasını değil, kendi mesleksel ve hukuksal konumunu da korumak anlamına geldiğini akıldan çıkarmaması gerekir. F. RUH HEKİMLERİ ALEYHİNE DAVALAR Ülkemizde çok sınırlı örnekleri olan bu konu hasta hakları çerçevesinde gelişmiş ülkelerde önemli tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Son 20-25 yılda bu konuda açılan davaların arttığı bir ülke olan ABD de psikiyatristlerin aleyhine açılan davaların %21'ı intihar, %20'si ilaçlar, %14 psikoz sağaltımında başarısızlık, %4 hastayla cinsel ilişki, %7 EKT uygulamaları ve gözlem altına alma kararlarıyla ilgilidir. İntihar riski taşıyan hastayı hastaneden erken çıkarma, geç diskineziye yol açan ilaçları kullanan hastaları yetersiz bilgilendirme ve yetersiz izleme, ilaç verirken trafiğe çıkma konusunda hastayı yetersiz bilgilendirme, özellikle erkek terapistlerde kadın hastaya yönelik cinsel tacizler dava gerekçeleri olmuştur (13). KAYNAKLAR 1. Gutheil TG: Clinical issues in forensic psychiatry in Psychiatry Ed by Robert Michels et al 3:36:1-10, JB Lippincott Company Philedelphia, 1989. 2. Türk Ceza Kanunu: Hazırlayan:Y. Ziya Gülkök, Yetkin Hukuk Yayınları, Ankara, 1992 3. Schwartz HI, Roth LH: Informed Consent and competency in psychiatric practice in Review of Psychiatry. Vol: 8, Am Psychiatic Press, Inc, 1989, 4. Tıp etiği araştırmalar grubu çalışmaları, TTB Tıp etiği kurulu, 19-21 kasım 1993, Bolu). 5. Akgün N: Adli Psikiyatri, Ankara 1987. 6. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu: Prof Dr Ahmet Kılıçoğlu, Alkım yayıncılık, Ankara 1992 7. Lütfü Dalamanlı : Adli Tıp, İş matbaacılık ve Ticaret 1971, Ankara, 326). 8. Yargıtay 2. Hukuk dairesi 22.10 1993 tarih 1993/9732 sayılı kararı) 9. Yargıtay Kararları Dergisi 20:10,1608-1609, Ekim 1994 10. İ. Hamit Hancı: Hekimin Yasal Sorumlulukları, Egem Tıbbi Yayıncılık, İzmir, 1995 11. Yargıtay kararları Dergisi 17:10, 1991 12. Modlin HC: Forensic Psychiatry and Malpractice Bull Am Acad Psychiatry Law 18: 153-162, 1990 13. Wettstein RM: Psychiatric Malpractice. in Review of Psychiatry.Vol:8, Am Psychiatic Press, Inc, 1989, 392-408 14. Diamond BL (1984) Forensic Psychiatry in Review of General Psychiatry. Ed by HH Goldman, Lange Medical Publications,Middle East Edition, 649-660 "Bu olguları siz değerlendirin" Yanıtlar Genellikle adli durumlarda kesin ve tek bir yanıt yerine yorumdan sözedilir. Buradaki örnekler gerçek yaşamdan alınan, kişileri etiketlemeyecek düzeyde değiştirilerek aktarılan, mahkemece onaylanmış kararlardır. A. Çocuk suçluluğu ile ilgili başlıklar: 1. İlk örnek 12 yaşındaki erkek çocuğun zarar verme suçuyla ilgiliydi. Suç önemsizdir ve yasanın bu suça verdiği ceza çocuğu anababasına teslim etmek ve uyarmaktır. Ancak çocuk, "işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde"dir. 2. İkinci örnek 15 yaşında, arkadaşını yaralayan bir ergenin "farik ve mümeyyizlik" durumunun saptanmasını gerektiriyordu. Örnek, insana yönelik saldırganlık içeriyor, olgu ergen-aile çatışması çerçevesinde sunuluyordu. Bu olguda da ergenlik dönemi doğal sorunları ve olumsuz aile ortamı verilebilecek yanıtları emosyonel yönden çeldirebileceği halde gencin ruhsal durumu gözönüne alındığında "işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinde" olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. B. Yetişkin suçluluğu ile ilgili başlıklar: 1. Bu kişi bipolar bozukluk manik dönem içindeyken gösterdiği belirtiler sonucunda risk alıp otomobille kaza yapan bir erkek ile ilgilidir. Manik dönem "kişinin bilincini ve davranış serbestliğini" ortadan kaldıran bir rahatsızlık olması nedeniyle 46. Madde doğrultusunda düşünülmesi gerekir. 2. Türkiyedeki yasal değerlendirmelerde uygulanmasına karşın tartışılmayan, Amerikadaki bazı eyaletlerin kullandığı "suçlu ama ruhsal hasta" olarak tanımlanan kavramla ilişkilidir (Diamond 1984). 33 yaşında acılı bir yaşam öyküsü olan, distimik bozukluk ve yas tablosunda bulunan bir kadının akraba çocuğuna bıçaklı saldırısını kapsayan bu örnek,TCK da 51. maddede "azalmış sorumluluk" olarak değerlendirilmektedir. C. Medeni yasa ile ilgili başlık: Demans bulguları olan ancak Post travmatik stres bozukluğu ya da hastalık uydurma (temaruz, malingering) olarak da tartışılabilecek 65 yaşındaki bir erkek hastanın parasal aldatılışı ile giden bir vesayet davası olan bu örnek olguda ayırıcı tanı yapıldıktan sonra bulgular demans yönünde ise vasi tayini düşünülmelidir. |