|
ÖĞRENCİLER İÇİN TÜRKİYE'DE AİLE Prof. Dr. Hüray Fidaner A. SOSYOLOJİK OLARAK AİLE Türkiye'de tek tip aile kurumundan söz edebilmek güçtür. Ailenin yapısı ve özellikleri, sosyal sınıf, kırsal ya da kentsel yerleşim özellikleri, dinsel, kültürel, ekonomik,vb. etkenlerle değişmektedir. Türkiye'de kabaca kırsal aile, kentsel aile ve geçiş ailesinden sözedilebilir. Ülkemizde çokeşlilik 1926'da yasaklanmış (Medeni yasa 93. madde tekeşliliği öngörür) olmakla birlikte, doğu anadoluda daha yüksek oranda olmak üzere görülebilmektedir. Yine yasal olmaksızın dinsel kurallara göre gerçekleşmiş evlilikler bulunmaktadır (1). Ülkemizde ailenin yapısal özellikleri büyük ölçüde kentleşme eğilimleriyle ilintilidir. Kentleşme hızı son otuz yılda bir misli artarak %50 ler dolayında sürmektedir. Bu süreç, göç olgusuna paralel olarak aile büyüklüğünü, ailenin tüketim özelliklerini etkilemiş, bireylerin eğitim beklentilerini artırmıştır (2). Türkiyede geleneksel aileden çekirdek aileye geçildiğine ilişkin veriler olmakla birlikte (3,4), bunun bir mit olduğunu öne süren yazarlar da bulunmaktadır. ikinci görüşü savunanlara göre evdeki kişi sayısına göre çekirdek ve geniş aile tanımları yapmak yanıltıcıdır. Geniş ailelerin köyden kente göç ile küçüldükleri saptandığında bu durum geniş aileden çekirdek aileye geçildiği biçiminde yorumlanmaktadır. Oysa özellikle topraksızlık nedeniyle kente göç belli bir gidiş göstermektedir. Önce erkekler yalnız veya kardeş, vb çalışabilecek kişilerle birlikte kente gelmekte, sonra eş, Çocuklar, anababa ve giderek daha uzak akraba ve komşular basamaklı olarak taşınmaktadır (5). Akraba ve komşuları kapsayan göç süreci sonunda özellikle kentlerin gecekondu bölgesinde yaşayan kişiler, bazan aynı avlu içinde kapıları ayrı, bazan aynı apartmanda farklı dairelerde yaşamakta, ancak değişen ölçülerde geniş aile geleneklerini sürdürmektedirler. Buna işlevsel geniş aile diyenler vardır. Birarada yaşayanların bir kısmı geniş aileyi oluştururlar, bir kısmı akraba, bir kısmı da aynı köyden kişilerdir. Yeni bir çevrede sürdürülen bu dayanışmanın iki nedeni olduğu öne sürülmektedir. Bunlardan birincisi iç evliliklerin yoğun olması, ikincisi ise akraba kümelenmeleridir (6). Bu özellikler sadece Türkiye'de görülmemekte, ancak Türkiye'deki ailelerin önemli karakteristiklerinden biri sayılmaktadır. Hatta birbirini tanımayan bireyler arasında sık görülen hitaplardan "abi","abla", "dayı","oğlum",vb. nin bu tarz yaşamın kalıntısı olduğu öne sürülmektedir. Kentteki ikinci, üçücü kuşaklarda çekirdek aile özellikleri daha tipik olarak ortaya çıkmaktadır. (7). Kentteki yaşama uyum ve kentli kimliği açısından birçok aile tipi tanımlanır. Bu tanımlamaların bir ucunda en az üç kuşağı kentte yaşayan eski kentliler, ortasında geçiş aşamasında bulunan aileler, diğer ucunda ise kente yeni göçmüş, kırsal özelliklerini sürdüren ve kimlik sorunlarını denetlemeye çalışan aileler vardır (8). Gecekondu bölgelerinde Türkiye genelini kapsayan bir çalışmanın göçe ilişkin bulguları ilginçtir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre düşük sosyoekonomik düzeydeki aileler iş bulabilmek için göç etmektedirler. Zorunlu nedenler (atanma, eğitim, sağlık,vb) dışta bırakılınca ikinci önemli göç nedeni aile ve akrabalara yakın olma isteğidir. İllerden göçenlerde aileyle gelme, köy çıkışlılarda yalnız gelme eğilimi yüksektir. Aileyle göç güneydoğu ve doğudan göçenlerde daha belirgindir (%30 lara karşılık % 60lar düzeyinde) . Eğitim düzeyi düşük olan ve eski yıllarda göç etmiş olanlar ilkin yalnız gelmişlerdir. İlk yerleşilen mahalle çoğunlukla akraba ve hemşehrilerin bulunduğu yerdir. Göçenlerin ancak %15 kadarı bunun istekli bir seçim olduğunu belirttiği halde koşullar bu sonucu doğurmaktadır. Bu eğilim kürtçe konuşanlarda daha belirgin bulunmuştur. Göç edenlerin yarısı bir süre içinde semt değiştirmekte , ve kendi evine geçme isteği bu değişiklikte rol oynamaktadır. Kentte kalma süresi arttıkça konut sahibi olma şansı da artmaktadır. Kentte kalma süresi uzadıkça mahalle değiştirme isteğinde azalma eğilimi gözlenir. Eğitim düzeyi arttıkça mahalle değiştirme isteği artmaktadır. Genç nüfusta daha iyi bir semte gitme isteği belirgindir. Kente göç ile çalışma yaşamı niteliksiz işler bulma eğilimiyle başlamakta ve yıllar içinde örgütlü iş bulma (işçilik, memurluk) eğilimi göstermektedir. Kente göçenlerin yaklaşık %70 I kendilerini başarılı görmektedir. Başarılarında kırsal alandan göçedenlerde "çalışkan ve dürüst olma" kentten göçenlerde "maddi koşullarının iyi olması"nın rolünü vurgulamaktadırlar. Gençler ve erkekler kendilerini "kentli" olarak duyumsamaktadırlar. Kente ilk gelinen yıllarda yaşamlarını olumsuz zaman geçtikçe olumlu algılamaktadırlar Sosyologlar kentlileşmenin göstergesi olarak yemek yeme kalıplarını görmektedirler. Gecekondu aile nüfusunun %62sinin hala yer sofrasında yemek yediği izlenmiştir. Tek kaptan yeme ve yer sofrasında yeme ailedeki eğitim düzeyi, inanç (sünnilerde alevilerden daha yaygın) ile değişmekle birlikte kentte geçirilen süre ile ilişkili olmadığı gösterilmiştir (6). Aile kentleşse bile bağlılık önemini korumaktadır. Batı kültüründe önem taşıyan bireyselleşme ve özerklik kazanma yerine Türkiye'deki ailelerde "beraberlik kültürü" egemendir(9). İyi eğitimli, orta- üst sosyal kesimdeki ailelerde ise çekirdek aile tipi daha belirgindir. Cumhuriyetin ilk kuşağı aileler bu grupta sayılabilir (10). B. TÜRKİYE'DE AiLENiN YAPISAL VE GELİŞİMSEL ÖZELLiKLERi Ekonomik özellikler ve göç gibi sosyolojik süreçlerin sonucunda oluşan bu ailelere yapısal açıdan bakıldığında çekirdek aileyi geniş aile sisteminin bir altsistemi olarak görmek mümkündür. çekirdek aileyle geniş aile arasındaki sınırlar bulanıktır. Bu özellik, bir yandan geniş ailede uzun yıllar yaşamış olma nedeniyle daha sonra da aynı geleneklerin sürdürülmesi, diğer yandan, evlenen karı- kocanın kendi köken ailelerinden ayrışma ve bireşselleşmeyi yeterince gerçekleştirememesi sonucudur (11). Ortalama evlenme yaşı kentli kadınlarda 22, erkeklerde 26; kırsal alanda yaşayan kadınlarda 21, erkeklerde 25 olarak bulunmuştur. ilk evlilik yaşı yıllar geçtikçe yükselmektedir (4). Yöresel ve sosyokültürel etkenlerin farklılık yaratmasına karşın, çoğunluğu oluşturan geleneksel ailelerde evlenilecek kişinin seçiminde ailenin diğer bireylerinin kontrolünün sürdüğüne ilişkin bilgiler vardır. İkibin aileyi kapsayan bir çalışmada erkekler evleneceği kişiye kendileri, kadınlar ailem karar verir demiştir. Doğu ve güneydoğu kökenlilerde baba söz sahibidir. Akraba evliliği doğu ve güneydoğuda yaygındır. Yaklaşık gecekondu aile nüfusunun dörtte biri bu biçimde kurulmuş evliliklerden oluştuğu bildirilmiştir. Kürtçe konuşanlarda akraba evliliği %50 dolayında bulunmuştur(6). Serim Timur'un 20 yıl önce yaptığı çalışmayla karşılaştırıldığında bu oranın giderek azalma eğiliminde olduğu söylenebilir. Sosyologlar göç hızı ile akraba evliliği hızının paralel olduğu görüşündedir. Eş seçimine hem kadın hem erkekler kişinin kendisinin eşini seçmesinin daha doğru olacağını söylemelerine karşın, yapılan seçimlerde ebeveyn ve akrabaların rolü fazla bulunmuştur. Kendi seçsin diyen erkekler %90 lara ulaşırken , kadınlarda bu oran %70 lerde kalmaktadır. Kadınların eş seçiminde daha geleneksel davranma eğiliminde oldukları söylenebilir. Akrabadan eş seçmede "soy sop belliliği" hemşehri evliliğinde "örf-adet" uyumu önemli bulunmuştur (6). Yine aynı çalışmanın bulgularına göre ebeveynlerin damat seçiminde dikkat ettikleri konular cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Babalar: Yakışıklı, siyasi görüşü kendisininkine uygun, zengin; anneler kendileriyle iyi geçinebilecek, mesleği iyi ve dindar damat adaylarıyla ilgilenmektedirler. Babalar gelinlerinin güzel, ve hamarat olmasını anneler ise geçimli ve meslek sahibi olmasını istemektedirler. Geleneksel aileler erkek çocuklarıyla birlikte oturma eğilimindedir. Doğu ve güneydoğuda bu eğilim daha egemen bulunmuştur. Güney anadolu yöresindeki ailelerin %70 kadarı ise birlikte oturmayı istememektedir. Çocukların artık ailenin sosyal güvence unsuru olarak görülmediği ve bakım maliyetinin daha ciddi bir etken olduğu gözlemlenmiştir (6). Evlililik kurulduğunda yeni ailenin yapısı, genellikle önceki ilişkiler ağı üzerinde şekillenmektedir. Eşler evlendikten sonra kendi cinsiyetinden arkadaşlarıyla olan ilişkilerini sürdürmektedirler. Sadece bu sürece yeni kurulan ailenin sorumlulukları eklenmektedir (12). Evli kişilerin karşıt cinsten kişilerle görüşmeleri gecekonduda akraba ve komşularla sınırlı bulunmuştur. Kadınlarla erkeklerin kadınların görüşme sınırlarına bakış açıları farklılık gösterir. Kadınların karşıt cinsle görüşmesi konusunda erkeklerin daha hoşgörülü olduğu gözlemlenmiştir (6). Çekirdek aileyle geniş aile arasındaki sınırların ayrışmamış olması, ailedeki sorunların önemli kaynaklarından birini oluşturur. Çekirdek ailenin geniş ailenin içinde kaybolması, bu durumun en önemli sonucudur. Yeni bir aile kuran eşler, köken aileleriyle olan ilişkilerinde sınır çizme zorlukları yaşarlar. Konversiyon Bozukluğu ve intihar girişimişle başvuran evli kadınlarda, evlilik süresi kısa olanlarda eş ailesinin müdahalesi, eski evlilerde ise eş ailesiyle birlikte oturmaya ilişkin sorunlar, bu hanımların ruhsal sorunlarında önemli stressörler olarak bulunmuştur (13). Boşanmalar da yukarıdaki etkenler ve ekonomik engellerin katkısıyla hızlı çözümlenenmeyen bir gidiş göstermektedir (14). İlk evliliğin sürdürülme eğilimi oldukça yüksektir. Örneğin 1983 yılında ilk evliliklerin %93 ının, 1988 şılında %97 sinin devam ettiği saptanmıştır. Boşanma hızlarının son on yılda binde dört-beş dolaylarında olması, batı ülkelerindeki yüksek hızlarla karşılaştırıldığında oldukça düşük sayılabilir. Ancak dinsel ve kültürel etkenlerle resmi boşanma yerine çokeşliliğin seçilmesi bu rakamları etkilemiş olabilir. Boşanmaların çoğunlukla evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleştiği, boşanmaların yaklaşık yarısında eşlerin çocuksuz olduğu dikkati çekmektedir (4). Eşlerin kendi ailelerinden ayrışma ve bireşselleşme sorunları, çoğunlukla ikinci kuşağın da benzer biçimde yetiştirilmesi eğilimlerini ortaya çıkarmaktadır. Köken aileden ayrışıp eşiyle diyalog kuramayan anne, oğluşla kuşaklararası koalisyon yapma eğilimindedir. Koca da benzer nedenlerle eşi ve çocuklarıyla mesafelidir. Bu öğeler, dışarıdan kontrol edilen özerkliği kısıtlı bireyler yetiştirmede etkili olur (11). Bağımsız olabilme konusunda erkekler daha şanslıdır (15). Ülkemizde "dominant erkek" mitinin etkisini sürdürdüğü söylenir. Kadınlar arasında bu kavramdan az etkilendiklerini söyleyenler bulunmaktaysa da, erkeklerin çoğu kendisinin ve erkeklerin evde güç ve karar sahibi oldukları inancındadır (15). Karar verme konusunda sanıldığının aksine geleneksel ailelerde kadın ve erkeklerin birlikte davrandığına ilişkin veriler de mevcuttur. Kadının çalışması, gündelik alışveriş ve çocuk bakımı konusundaki kararlar kadınlar tarafından alınmakta, ziyaret, giyim alışverişi, çocukların eş seçimi, doktora gitme, oy kullanma kararları birlikte alınmaktadır. Eşinin fikrini hiç sormadığını söyleyen erkeklerin oranı da % 50 dolayındadır. Konu kadına ait mal, maaş, takı satışı ve kullanımı gibi konularda karar vermeye geldiğinde, erkekler kararların ortak alındığı, kadınlar kocaları tarafından karar verildiği inancındadır (6). Görüşler ne olursa olsun özellikle kırsal kesimde ve az eğitimlilerde daha belirgin olmak üzere cinsiyetlere dayalı rollerin iyi ayrımlaştığı görülür (12). Geleneksel ailelerde evlilikte erkeğe "geçimi ve bireylerin güvenliğini sağlama", kadına ise "ev işleri yapmak, koca ve çocuklarına bakmak" rolü verilmektedir. Kocanın eğitim düzeyi yükseldikçe kadının aile bütçesine katkısı konusunda daha esnek olunduğu görülmüş. Alevilerin sünnilerden daha az geleneksel olduğu izlenmiştir. Rol dağılımında katı sınırların gevşediği işler ise: çocukların dersine yardım etmek, yaşlı bakımı, alış-veriş olarak saptanmıştır. Kadınların rollere bakışı genel olarak erkeklere göre daha esnek, daha çağdaş bulunmuştur (6). Cinsiyete dayalı roller arasındaki önemli farklar anababaların kız ve erkek çocuklarından farklı beklentilerinin olmasıyla ilişkilendirilebilir. Kız çocuk için olabildiğince kısa bir öğrenim süresi, geç evlilik; erkek çocuk için ise uzun öğrenim sıresi erken evlilik beklentisi vardır (16). Geleneksel kesimde evlilikler Çoğunlukla başkaları tarafından planlanır. Akraba içi evlenmeler %20-33 dolayındadır. (17-19). Aileler tarafından planlanan evliliklerde ekonomik kaygıların önemli yer tuttuğu gözlemlenir. Sevgi ve romansın ise arkadan gelmesi beklenir. "Nikahta keramet vardır" sözü belki de bu tarz eğilimlerin sonucudur. Kırsal bölgelerden kente doğru gittikçe, eş seçiminde bireylerin daha özerk davrandıkları bilinir (11,12). Kadın için öngörülen geleneksel rol beklentileri, aileye katkısı maksimum düzeyde olduğu halde özerkliği kısıtlı bir kişi olması doğrultusundadır. Gelişimi engellenen anne duygusal doyumunu çocuklarına sıkı sıkıya tutunarak sağlamaktadır (20). Evliliğe bakış açısından, kadınların bu süreci yaşamın gerekli bir aşaması ve her iki tarafa da yararlı bir şey olarak algıladıkları gözlemlenmektedir (12). Evlilik yaşamında ise çoğunlukla ev, kadının arenası olmakta, eşi ve çevresi öncelikle ondan iyi ev hanımı ve anne olmasını beklemektedir. Geleneksel ailede kadının statüsü ağırlıklı olarak erkekten sonra gelmektedir (11). Evlilik geleneksel temelde kurulduysa ataerkil, çağdaş özellikteyse değişen derecede demokratik özellikler taşır. Ülkemizde kurulan ailelerde eşlerin konjugal rol özellikleri nedeniyle duofokal olduğu öne sürülür (12). Bu kavram, eşler arasında rollerin net sınırlarla ayrılması ve bireşselleşmeye az izin verilmesi ile tanımlanabilir. Geleneksel Türk ailesinde özerklik ve bireysellik yerine grup bağları ve sadakat gibi daha kollektif öğeler egemendir. Oysa çağdaş ailelerde yaşam, bireşselleşmeye daha çok izin verir ve ilişkiler daha eşitlikçi temellerde gerçekleşir. Sosyokültürel düzey yükseldikçe kadınların evle ilgili geleneksel rolleri reddettikleri dikkati çeker (11). Özellikle kadının çalışma yaşamına katılması ile roller arasındaki keskin sınırlar şumuşar. Ancak aile içi yakınlığın önemli belirleyicilerinden biri annenin evde olmasıdır (21). Ailedeki güç dengesi, kadının çalışma yaşamına atılmasıyla değişmektedir (22). Eşler arasında duygu dışavurumu ve iletişim geleneksellik ölçüsünde sınırlı bulunmaktadır (11). Çocuk edinme konusunda ailenin gelenekselliği arttıkça, annenin yaşının genç, eğitim düzeyinin düşük oluşu ile de ilgili olarak Çocuk sayısının arttığı, çok çocuğun anne için gelecek güvencesi sayıldığı bilinmektedir. Kentte yaşayan, daha eğitimli çekirdek özellikli ailelerde ise daha az sayıda çocuk sahibi olma hedeflenmektedir. çocuk edinme kalıpları içinde hala geçerliliğini koruyan bir özellik de erkek Çocuğa sahip olmanın gerek annenin, gerekse ailenin statüsünü artırdığı düşüncesidir (1). Eğitim düzeyi azaldıkça çocuk sayısı hakkında kaderci yaklaşım artmaktadır (23). Kentli ailelerde annelerin çalışma yaşamı nedeniyle ev dışında bulunmaları, çocukları için kurumsal desteklerin kısıtlılığı da istenen çocuk sayısını etkilemektedir. Annenin eğitim düzeyi azaldıkça sahip olduğu çocuk sayısı artmaktadır (24). Bu süreçte doğum kontrolü konusundaki bilgilerin yetersiz oluşunun payı olabilir (25). Geleneksel kesimde, anababaların Çocukları hakkındaki beklentilerinin cinsiyete dayalı farklılıklar gösterdiği öne sürülür. İlk Çocuk için öncelikle erkek cinsiyet yeğlenir (16,26). Süt verme süresi kız çocuklarda kısa erkeklerde uzun tutulur (Apan ve ark 1994). Bu eğilimlerin yarar ve zararları tartışılagelmektedir. Ruhsal yönden, kentli, işi öğrenim görmüş, emzirme yerine biberonu yeğleyen annelerin çocuklarında içedönmeyi simgelediği düşünülen parmak emmenin daha sık görüldüğü bildirilmiştir (27). Ayrıca yıllar içinde annelerin eğitim düzeyi yükseldiği halde Çocuklarının bakımı konusundaki bilgilerinin aynı ölçüde iyileşmediği de dikkat çekmektedir (28). Bunun nedenlerinden biri özekleşme güçlükleri nedeniyle önceki kuşakların bakım geleneklerini sürdürme eğilimi olabilir. Çalışan annelerin yarıdan çoğu çocuklarına yeterli anne sütü verememekten, ehliyetsiz bakıcıya teslim etmekten yakınmaktadırlar (29). Cumhuriyet döneminde kadınlara çalışma açısından erkeklere denk koşullar getirildiği halde sosyokültürel etkenler kadınların çalışmasını engellemekte, veya ek güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Bugün ülkemizde üniversite bitiren her yedi kadından biri evde oturmaktadır. Annelerin işten ayrılma nedenlerinin başında çocuk bakımı güçlükleri gelmektedir (30). Anababa-çocuk ilişkilerinde annenin daha çok sorumluluk aldığı, baba-çocuk ilişkilerinin genellikle mesafeli, anne-çocuk ilişkilerinin yakın olduğu gözlemlenmektedir. Özellikle de statüsünü yükselten oğul ile annenin yakın iletişimi dikkati çeker. Babanın erkek çocukları ile ilişkilerinde otoriter, resmi ve mesafeli tutumu izlenir. Genellikle anababa-çocuk ilişkilerinde koruma ve kontrol öğeleri ağır basmaktadır (11). Geleneksel ailede koruyuculuk daha belirgindir. Ancak her şeye karşın utandırma, kastrasyon korkusunun yıllar geçtikçe azaldığı, disiplinin demokratikleştiği dikkati çekmektedir (15). Gerek alanda, gerekse psikiyatrik populasyonda yapılan çalışmalarda anababaların Çocuklarının akademik başarısı yüksek, söz dinleyen, anababa isteklerine itaat eden kişiler olmalarını istedikleri, bu beklentilerin gerçekleşmemesi halinde sık sık dayak ve azarlama ile kontrol yöntemlerine başvurdukları görülmektedir. Özellikle olumsuz pekiştirmede anababanın birlikte davrandığı da dikkati Çekmektedir (31). Adölesans dönemine giren erkek, erkekler grubuna katılır ve evlendikten sonra bile bu grupla ilişkilerini sürdürür. Kızlara göre daha bağımsız olduklarından daha yoğun akran grubu ilişkileri kurarlar. Bu ilişkiler arasında spor, birlikte içme, oyun oynama ve sohbetler egemendir (12). Kızlar için de benzer şeyler söylenebilir. Erkeklere göre daha çok kısıtlanmakla birlikte onlar da kendi cinsiyetlerinden olan kişilerle iletişim kurarlar. Okuyabilenler oldukça başarılıdır (32). Kadınlar toplum içinde daha az yaşamaktadırlar. Kadın kadına komşuluk ilişkileri ve kabul günleri yaygındır. Erkeklerde ise bunun karşılığı kahve kültürü bulunmaktadır. Üniversiteli kuşakta heteroseksüel grup arkadaşlıkları görülür (12). Asyalı kadınların toplumsal kişiliğinin aile ilişkilerine dayalı olduğu, onların eş ve Çocuklarına destek oldukları ölçüde varoldukları söylenegelmiştir. Analitik kuramcılar bu özelliklerin kızların erken gelişme dönemlerinde anneyle yaptıkları narsisistik identifikasyonun sonucu olarak görüyorlar. Bu süreç yıllar süren bir yarışma duygusunu ve "başarılı olursam sevgiyi yitiririm" çatışmasını davet ettiğinden kadınların daha az özerklik sahibi olmalarını ve hatta başarıdan korkmalarını sonuçlayabilir demektedirler (33). Toplumsal ortamda kadının karşıt cins ile ilişkileri evlilikle birlikte kısıtlanır. Çalışıyorsa sınırlı öğle tatilleri sosyal ilişkiler için kullanılır. Gece sokağa çıkma da içinde olmak üzere pek çok alanda adı konmamış kısıtlanmalar, evlilikle belirginleşir. Evli ev hanımları için eve aynı cinsten bir akrabanın, örneğin annenin konuk olması hanımı evden çıkaran, hareketliliğini artıran bir etken olarak görülür (12). Kocalar genellikle konuşkan değildir, bu nedenle kadınlar eşleriyle sohbet etmeyi özlediklerini bildirmektedirler. Ailede kocanın kahve alışkanlığı varsa, hanımlar geç saatlere kadar eşlerinin eve gelmesini bekler (12). Gecekonduda yaşayanlar akraba ve hemşehrileriyle ise oldukça yakın bir ilişki içindedirler. Yaşlı ve genç kuşak arasında fark bulunmamıştır. Ancak genç erkekler hem mahalle içi hem dışı ilişkilerde bulunmaktadır ve eski kuşağa göre akrabalara daha az önem vermektedir. Genel eğilim kadınların şehri erkeklere ve gençlere göre daha az kullandıkları doğrultusundadır. Ailelerin kurumlarla ilişkilerine ilişkin olarak, 1993 gecekondu araştırmasının bulguları ilginçtir. Bu çalışmada "Bir haksızlıkla karşılaşınca kime başvuruyorsunuz" diye sorulmuş; erkeklerin daha çok kurumlara, kadınların eşlerine başvurdukları, gençlerin hiçbir yere başvurmadıklarını bildirdikleri görülmüştür. İlginç olan bir bulgu da kentte kalma süresi uzadıkça kadınların erkeklere benzer özellikleri sergilemeleridir. Kurumlara kadınların az işi düşmektedir. Daha çok akraba ve komşularla sınırlı bir çevrede yaşamaktadırlar. Herhangi bir kuruluşa üyelik açısından gecekondularda erkeklerde sendika üyeliği (%90), siyasi parti (% 60) meslek örgütü (%30); kadınlarda siyasi parti ve işçi sendikası (%10) dolayında; genç kadınlar örgütsüz, genç erkeklerde spor klübü üyeliği (%30) ilk sırada bulunmuştur. Kuruluşlara üye olanların üçte biri bunun yararını görmedikleri kanısındadırlar. Dini dernek üyelikleri anketlerde oldukça düşük görünmektedir (6). Cinsel konulara yaklaşım bireylerin köken ailesinin gelenekselliği ölçüsünde kısıtlayıcı, çağdaşlığı ölçüsünde esnektir. Dinsel inançların da cinsel konularda hoşgörüyü kısıtlayan etkisi bulunmaktadır (15). Cinsel konulardaki yaklaşımların oldukça ürkek ve tutucu olduğunun göstergesi sayılabilecek bir örnek kenttte yaşayan %57 sinin annesi, %85'inin babası yüksek öğrenimli olan liselilerin ancak %23 kadarının ergenlik konusunda iyi derecede bilgilendiğini bildirmesidir (34). Cinsellik genellikle mahrem kabul edilen bir konudur. Koitus interruptus yaygın korunma biçimi olma özelliğini sürdürmektedir (12). Dünyada bu geleneksel yöntemin en sık kullanıldığı ülkelerden biri Türkiyedir. Bu özellik, toplumun genel eğitim düzeyi, ekonomik yapısı ve kadının statüsüyle ilişkilendirilmektedir ve denetlenmesinin güç olduğu bildirilmektedir. 35 yaş üzerindeki kadınlar daha sık olarak bu yöntemi onaylarlar (35). TÜRKİYE'DE AiLE RUH SAĞLIĞI iLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR Türkiye'de aile ruh sağlığı ile ilgili araştırmalar gözden geçirildiğinde bu konuların öncelikle çocuk ruh sağlığı alanında çalışan hekim ve psikologlar ile sağlığı etkileyen tutumlar çerçevesinde halk sağlığı alanında çalışanlar tarafından ele alındığı görülmektedir. Çalışmaların çoğunda aileler hakkında bilgi toplama işleminin indeks kişiler aracılığıyla yapıldığı görülmektedir. Bu kişilere ulaşma yolları ya okular aracılığıyla, veya sağlık kurumları, özellikle çocuk ve yetişkin psikiyatri kliniklerine başvuranlar, veşa sosyal kurumlar yolouyla (sığınmaevleri, adli tıp kurumu) olmaktadır. Okullarda yürütülen çalışmalar genellikle betimleyici ve belli bir alanda ilişki araştırmayı hedeflemektedir. Bu çalışmalarda aile hakkında bilgi toplanması ya ulaşılan kişi veşa kişilere soru listeleri doldurtularak (36) veya bireyi değerlendiren ölçüm araçları, örneğin anksiyete (37), kişilik (38), depresyon (39) ölçekleri ile aileden bilgi toplanmıştır. Son 3-4 yıldır, aileyle ilgili çalışmaların yapılandırılmış ve Türk toplumuna uyarlanmış standart araçlar geliştirilme yolunda geliştiği dikkati çekmektedir(40-44). Bu araçlar yoluyla ailenin çok boyutlu değerlendirilmesinin mümkün olacağı düşünülmelidir. Sonuçta birey ve aileyi ele alan iki uçlu bir ele alış biçiminden, daha bütüncül bir yaklaşıma doğru yol alınacağı görülecektir. Aile sağaltımlarına ilişkin çalışmaların sayısı oldukça azdır. Aile sorununa indeks kişi aracılığışla ulaşan davranışçı (45), stratejik (46) grup (47-48) çalışmaları, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında, psikotik hasta aileleriyle yapılan multibl grup uygulamalarına ilişkin yıllardır yürütülen çalışmaların gözden geçirildiği üç çalışma(49-51) bulunmaktadır. Bu çerçeve içinde ülkemizde aile ruh sağlığı konusunun ya bütünüyle epidemiyolojik-sosyolojik bir bakış açısıyla görüldüğü, veya hasta bireyin uzantısı olarak ve bireyi referans alarak değerlendirilmiş olduğu sonucuna varılabilir. Aile ruh sağlığını konu alan çalışmaları ana çizgileriyle aşağıdaki biçimde gruplayabiliriz: 1. Aile tutumlarının araştırıldığı çalışmalar: Bu çalışmaların daha çok anketler aracılığıyla anababa ve çocuk şa da gençlerden veri toplanarak yürütüldüğü görülmektedir. Bu çalışmalar çoğunlukla betimleyici ve ilişki araştırmalarıdır. Anaokulu, ilkokul, lise ve üniversite öğrencileri ile yürütülmüşlerdir. Annenin çalışmasının çocuklar üzerindeki ruhsal etkileri(52-54), ailedeki çocuk eğitimi kalıpları (55), ailenin çocuğun benlik tasarımı ve saygısı (56-57) anababa tutumları (58) ve çeşitli psikososyal boyutların değerlendirilme çalışmaları (59-62) bu grupta toplanabilir. 2. Ruhsal sağaltım gören çocuk ve yetişkinlerin ailelerinin araştırıldığı çalışmalar: Bu grup çalışmalarda aileye ulaşılan yol genellikle bir hasta birey aracılığıyla olmaktadır. Bir grup çalışmada genel olarak ruhsal bozuklukla aile tutumları arasındaki ilişkiler değerlendirilirken, diğer bölümünde özgül bir ruhsal bozukluk ele alınarak bu bozukluğu taşıyan bireylerin aileleri araştırılmıştır. Bu grupta psikiyatrik populasyonu bir bütün olarak ele alarak gerek hasta çocukların aileleri (63-65), gerekse yetişkin hasta aileleriyle yapılan betimleyici çalışmalar (70-77) yanısıra özgül bir ruhsal bozukluğun ailede bulunmasının etkilerini araştıran çalışmalar bulunmaktadır. Bunlar arasında çocukta davranış bozuklukları (66-67), konvesiyon bozukluğu (68) ve astım (69) tanısı alan Çocukların ailelerinde yapılan çalışmalar sayılabilir. Yetişkin hastaların başvuru yakınmaları ile aile özellikleri arasında ilişki aranmış (76), ayrıca, bazı özgül ruhsal bozukluklarla aile ilişkisi araştırılmıştır. Histeri (78), cinsel işlev bozuklukları (79-80), alkol ve madde bağımlılığı (81-83), depresyon (84), intihar girişimleri (85-86), psikosomatik ve fizik hastalıklara tepkiler(87-88) araştırılmıştır. Bu grupta Kumbasar ve Bulut'un Türkiye'de geçerlilik çalışmasını yapılmış, aileyi bir bütün olarak ele alan bir ölçüm aracıyla yapılan bir çalışma dikkati çekmektedir (89). Bu çalışmada uyum bozukluğu tanısı almış olan ergenlerin evlerinde aile işlevleri değerlendirilmektedir. 3. Ailede özgül psikososyal durumların araştırıldığı çalışmalar: Bu grup çalışmalarda aileye genellikle sosyal kurumlar aracılığıyla ulaşılmaktadır. Bazıları hasta, bazıları bu kurumlara başvuran, bazıları da bu kurumlar aracılığıyla ruhsal muayeneye gönderilen bireyleri ve ailesel özelliklerini incelemektedir. Boşanma ve zorla evlilik gibi toplumsal etkenleri değerlendiren çalışmalar (90-94), göçün aile bireylerine etkileri (95-98), kadının (99-102) ve çocuğun (103-105) istismarı, suç davranışı ile aile ilişkisi (106-110) de araştırılmıştır. Ayrıca aileyi konu alan monografiler (111-123) ve evlilik ve aile üzerine kitaplar (124-130) yayınlanmıştır. KAYNAKLAR 1. Kağıtçıbaşı Ç: (2) Sex roles, value of children and fertilite in Turkey, in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 151-180 2. Bilgin V: Yapısal özellikleri itibarıyle ailenin görünümü, Türkiye Aile Yıllığı-1991 içinde, TC Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, yay no:7, 1991, 41-58 3. Timur S: Türkiye'de aile yapısı. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Yayınları. yay no:15, 1972 4. Kabasakal Ö: Aile eğilimleri, Türkiye Aile Yıllığı-1991 içinde, TC Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu yayınları, yay no:7, 1991, 9-33 5. Abadan-Unat N : The effect of international labor migration on women's roles: The Turkish case, in Sex Roles, Family and Community in Turkey, Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University, Turkish Studies 3, 1982, 207-236. 6. Gökçe B, Acar F, Aşata A, Kasapoğlu A, Özer I, Uygun H: Gecekondularda aileler arası geleneksel dayanışmanın çağdaş organizasyonlara dönüşümü. TC Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Yayınları, yay no: 5, Ankara 1993 7. Duben A: The significance of family and kinship in urban Turkey, in Sex Roles, Family and Community in Turkeş. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indıana University Turkish Studies 3, 1982:73-100 8. Sezal İ:Kent ailesinn ekonomik ve sosyal sorunları, Türkiye Aile Yıllığı-1991 içinde, TC Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, yay no:7, 1991, 59-66 9. Kağıtçıbaşı Ç: Aile ve kültürel psikoloji. Aile Yazıları-3, Derleyenler B Dikeçligil, A Çiğdem, Aile araştırma Kurumu Yayınları , Ankara 251-258, 1991 10. Kandiyoti D: Urban change and women's roles in Turkey: An overview and evaluation, in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 101-120 11. Fişek GO: Psşchopathology and the Turkish family: A family systems theory analysis. in; Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 295-322 12. Olson EA: Duofocal family structure and an alternative model of husband-wife relationship, in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 33-72 13. Sarımurat N, Kubat A: Evli kadınlarda aile içi konumun klinik başvuru yakınmalarına yansıması, 27.Psikiyatrik bilimler Kongresi özet kitabı, 6-9 Kasım 1991, 115 14. Levine N : Social change and family crisis: The nature of Turkish divorce. in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 323-348. 15. EkŞi A: Gençlerimiz ve sorunları. İstanbul Üniversitesi Yayınları, yay no: 2790, İstanbul 1982 16. Apan E , Ağrıdağ G, Alpaslan N: Doğankent S.E.A. bölgesindeki bir sağlık evi merkezinde ebeveynlerin kız çocuğuna karşı tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi. IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 12-16 Eylül 1994, Didim, 188-190. 17. Bilgel N, Okan N, Aştekin H, Gülesen Ö: Gemlik Yukarı Hamidiye Mahallesinde akraba evlilikleri. Aile ve Toplum 1:95-102, 1991 18. Özgür S, Koçoğlu F, Polat H, Koçoğlu G, Sümer H, Kılıçarslan S: Ulaş eğitim araştırma bölgesinde akraba evliliği durumu ve akraba evliliğini önlemede eğitimin rolü, IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 12-16 Eylül 1994, Didim, 180-84 19. Çetinkaya F, Öztürk Ş, Kavcu A, Günay O, Özcan D: Çekirdek aile ve geniş ailelerde sağlıkla ilgili tutum ve davranışların karşılaştırılması, IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 12-16 Eylül 1994, Didim, 191-193 20. Köknel Ö: Türk Toplumunda Bugünün Gençliği, Bozak Matbaası, 1970, İstanbul. 21. Fişek GO: a cross culturel examination of proximity and hierarchy as dimensions of family structure. Family Process 30:121-133, 1991 22. Kuyaş N: Female labor power relations in the urban Turkish family, in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 181-206 23. Kalaca S : Çocuğun ekonomik değeri ve doğurganlık, IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi , 12-16 Eylül 1994, Didim, 225-27 24. Yeşilyaprak B: Kişilik gelişiminde ailesel faktörlerin etkisine ilişkin bir çalışma. Aile ve Toplum 3: 3-15, 1993 25. Bostancı M: Ankara'da Çukurambar ve Yıldızevler gecekondu bölgelerindeki biçki, dikiş-nakış kursiyerlerinin aile planlaması konusunda bilgi ve tutumları. Aile ve toplum 3:43-49, 1993 26. Akalın S, Gencel-Harmancı H, Çalı Ş, Hayran O: Cinsiyet tercihi ve doğurganlık. IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 12-16 Eylül, Didim, 1994, 213-216. 27. Öztürk M, Öztürk O: Some aspects of family living and the need for family oriented psychiatry in Turkey. Br J Med Psycohol, 1977, 50:95-103 28. Özeke T, Çil E, Köksal N: Yeni doğum yapan annelerin son beş yıl içinde bebek bakımı ile ilgili bilgi düzeylerinin değişimi. Aile ve Toplum, 2: 23-30, 1991 29. Tümerdem Ş Sönmez S, Spor Y, Koray S: Annenin çalışma yaşamının çocuklar üzerine etkileri, 19. Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Kongresi özet kitabı, 8-11 Ekim 1983, 20 30. Budak G, Doğan HZ, Harlak H: Çalışan kadınların sorunları: Bir toplumsal değişme araştırması, Aile ve Toplum 1: 85-94, 1991 31. Miral S, Başkara, Boztok: Ebeveyn ve öğretmen tutumlarının çocuklar tarafından algılanışı, 27.Psikiyatrik Bilimler Kongresi özet kitabı, 6-9 Kasım 1991, 137 32. Erkut S: Dualism in values toward education of Turkish Women, in Sex Roles, Family and Community in Turkey. Ed by Çiğdem Kağıtçıbaşı, Indiana University Turkish Studies 3, 1982, 121-132 33. Wu J: Masochism and fear of success in Asian women: Psşchoanalytic mechanisms and problems in therapy. The American Journal of Psychoanalysis 52:1-13, 1992 34. Karababa AO, Arı G, Berktaş S, Çolakoğlu SM, Deveci Ö, Özbaş E, Tonguç E Türker E: Lise öğrencilerinin ergenlik konusundaki bilgi dızeşleri. III. Halk Sağlığı Günleri, 5-7 Mayıs 1993, Kayseri; 167-171 35. Ergör G: Türkiye'de geleneksel yöntem kullanımını etkileyen faktörler. IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongre Kitabı, 12-16 Eylül 1994, Didim, 102-105 36. Ekşi A: Çocuklukta anne-baba tutumu ve gencin kişisel sorunları ilişkisinin araştırılması XX.Ulusal Nöroloji ve Psikiyatrik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 22-25 Eylül 1984, Bursa, 104 37. Özbaş H, Aktaş A M, Arıkan Ç: Diyaliz hastalarının aile ilişkileri, tedaviye ve ekibe ilişkin duyguları ille kaygı düzeyleri arasındaki ilişki. XXIV. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eşlıl 1988, Ankara, Serbest Bildiriler, 672-680 38.Göktürk Ü: Nörotik Çocukların anababalarında kişilik yapısı ve tutum. XXI.Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 7-13 Ekim 1985, Adana-Mersin, 102-106 39. Sayıl I, Sözel Y, Tuğcu H: Psikotik hastaların eşleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma. XXIII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul, 284-288. 40. Bulut I: Aile Değerlendirme Ölçeği geçerlik güvenirlik çalışması el kitabı, Ankara, 1990 41. Gülerce A: Aile şapısını değerlendirme aracı (AŞDA) ve Türkiye normları. VII. Ulusal Psikoloji Kongresi, 22-25 Eylül 1992, Ankara Serbest Bildiri Özetleri, 49 42. İlkbahar SY: Kinetik aile Çizimleri: Türk örneklemle yapı geçerliliği çalışması. VII. Ulusal Psikoloji Kongresi, 22-25 Eylül 1992, Ankara Serbest Bildiri Özetleri, 53 43. Köker S, Evrengöl A, Canat S: Ergen- anababa iletişim ölçeği geçerlik güvenirlik çalışması. 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 72 44. Palabıyıkoğlu R, Ceyhun B: Wiggins Aile sorunları ölçeği. XXVII. Ulusal Psikiyatrik Bilimler Kongresi ,6-9 Kasım, Antalya, Özet kitabı 1991, 74 45. Kasatura İ: Alkol bağımlılarının evliliklerinde sosyal davranış tedavileri. XXIV. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eylül 1988, Ankara, Serbest Bildiri özetleri, 27 46. Konuk E, Korkmazlar s: Saç dökılmesi (total pelad) ve tükürme, saldırma (obsesif kompülsif bozukluk) sorunları olan iki vakaya stratejik aile yaklaşımı. XXIV. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eylül 1988, Ankara, Serbest Bildiriler (özet kitabı), 46-47 47. Ekşi A: Fiziksel hastalığı olan çocuk ve ergenlerde ve hastanede hasta çocuklarıyla kalan annelerde grup çalışmaları. Türk Psikiyatri Dergisi 5:91-98, 1994 48. Sarı Ö, Köse S: Evlilik sorunlu kadınlarla yapılan etkileşim grubu. 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 114 49. Sayıl I: Ceyhun B, Yavuz A: Families of psychotic patients: A problem oriented approach. Fourth Mediterrannean Congress of Social Psychiatry, 12-15 October 1983, Ankara, 22 50. Ünlüoğlu G, Kartallar R: Bir ders yılı süresince yatan erkek hastaların aileleriyle yapılan grup çalışmalarının değerlendirilmesi. XXIV. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eylül 1988, Ankara, Serbest Bildiriler, 410-417 51. Ünlüoğlu G, Kartallar R, Gırakar L: Psikotik hastaların yakınlarıyla yapılan aile grup çalışmalarına ilişkin bir değerlendirme. Yirmisekizinci Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül 1992, Ankara, Bildiri özetleri, 15 52. Aydın C, Tuncer O: Annenin ev dışında çalışmasının çocuk gelişim ve davranışına etkileri, Onüçüncü Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, Ankara ,1977, 91-98. 53. Tümerdem Y Sönmez S, Spor Y, Koray S: Annenin çalışma yaşamının çocuklar üzerine etkileri, 19. Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Kongresi Özet Kitabı, 8-11 Ekim 1983, 20 54. Güray Ö, Koray S: Çalışan ve çalışmayan annelerin 4-6 yaşındaki çocuklarında ruh sağlığı. Onüçüncü Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik bilimler Kongresi Bilimsel çalışmaları, Ankara ,1977, 84-98 55. Balaban C, Ergin S: İlkokul öğrencilerinin eğitimine ilişkin erişkinlerin tutum davranışları ve yöresel farklılıklar, IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi , 12-16 Eylül 1994, Didim, Kongre Kitabı, 425-28. 56. Torucu BK: 13-14 Yaşındaki gençlerin sosyoekonomik düzeyi ve anababa tutumlarındaki farklılıkların belirlenip, benlik saygısına etkisinin araştırılması, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Kongre Kitabı, 25-28 Nisan 1992, 241-250. 57. Berkem G: Gençlerin aile yaşantıları ve benliğe dönük algıları. VII. Ulusal Psikoloji Kongresi, 22-25 Eylül 1992, Ankara Serbest Bildiri Özetleri, 22 58. Küçük Ş: Ebeveşnlerin Çocuk yetiştirme tutumlarının gençlerin psikolojik özellikleri üzerindeki etkileri. XXIII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi 14-18 Eylül 1987, İstanbul , Poster özet kitabı, 25 59. Tan H : Ergenlerin anne ve babaları ile olan en önemli problem alanları-1. X.Milli Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 16-19 Eylül 1974, Ankara, 301-308 60. Özgüven İE: Üniversite öğrencilerinin evlilik ve eş seçmeye ilişkin değer yargıları, 7. Ulusal Psikoloji Kongresi özet kitabı, 22-25 Eylül 1992, Ankara,74. 61. Sarp N:16 yaş gençlerde görülen uyumsuz davranışlarla sosyoekonomik düzey ve cinsiyet ilişkisi, Aile ve Toplum 3: 17-23, 1993 62. Kaptanoğlu C, Önen R, Seber G, Tekin D : Bir grup üniversite öğrencisinin ailesel özellikleri ile psikososyal durumları arasındaki ilişki. 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 70-71 63. Cebiroğlu R, Çakmaklı K: Psikiyatik sorunları olan çocuğuna karşı anne-baba (ebeveyn, çocuğun sosyal çevresi) nin tutum ve inançları, 19. Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Kongresi özet kitabı, 8-11 Ekim 1983, Ankara, 21. 64. Kaya N, Ulusoy M, Aydoğmuş K: çocuk psikiyatrisi polikliniğine getirilen 60 çocuğun anne babaları üzerine bir çalışma. Yirmisekizinci Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül 1992, Ankara, Bildiri özetleri, 15 65. Aydın C, Yalçın S: Psikiyatrik hastalar ve annebabalarının ruhsal belirtilerinin karşılaştırılması. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Kongre Kitabı ,25-28 Nisan 1992, 394-402. 66. Erol N, Aydınalp K: Toplumumuzda Çocuklarda görülen bazı davranış sorunlarına karşı annelerin tutumları. Onnüçüncü Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, Ankara ,1977, 129-146 67. Motavallı N, Emil N, Tuncay Ö: Davranım bozukluğu (Conduct disorder) ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (ADHD) tanısı alan Çocukların ebeveynlerinin kişilik özelliklerinin araştırılması, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Bildiri Kitabı, 11-14 Nisan, Istanbul-Sapanca, 43-47. 68. Turgay A: Konversiyon reaksiyonu olan Çocukların aile yapısı X.Milli Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 16-19 Eylül 1974, Ankara, 183-186 69. Gürdal A, Tanman Ç, Özmen M, Çokuğraş H, Söşlemez Ş, Akçakaya N, Eker E: Çocukluk astımında psikososyal faktörler.Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Bildiri Kitabı, 11-14 Nisan, 119-126. 70. Bulut I, Kahramanoğlu E: Ankara Üniversitesi Psikiyatri Kliniğine yatmış olan hastalar ve aileleri hakkında bir araştırma XXIII. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul,467-473 71. Aldanmaz F, Oğuz A, Dündar S: Psikiyatrik hastalıkların oluşmasında otoriteryen anababa tutumlarının rolü 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 74-75 72. Aldanmaz F, Oğuz A, Dündar S: Süperegonun yapılanmasında anababa tutumlarının rolü 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 75 73. Aldanmaz F, Oğuz A, Dündar S: Cinsel eğitim konusundaki anababa tutumlarının psikişatrik hastalıkların oluşmasındaki rolü 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 76-77 74. Oğuz A, Aldanmaz F, Dündar S: Anababa tutumlarındaki ikili çıkmaz (double bind) özelliklerinin psikiyatrik hastalıkların oluşmasındaki rolü 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 79 75. Maner F, Ersoy Z, Uygur N: Nörotik ve nörotik olmayan hastaların eşlerinin hastaya, hastalığa karşı tutumu ve anksiyete düzeyleri XXIII. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongrresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul, 293-300 76. Sarımurat N, Kubat A: Evli kadınlarda aile içi konumun klinik başvuru yakınmalarına yansıması, 27.Psikiyatrik Bilimler Kongresi Özet Kitabı, 6-9 Kasım 1991, 115 77. Akçakım M: Ailenin psikiyatrik belirtileri yönünden incelenmesi. III. Ulusal Psikoloji Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 1984, 359-367 78. Şar İ, Savaşır Y: Histeride aile ve evlilik özellikleri: 227 hasta ile ilgili verilerin değerlendirilmesi. XX.Ulusal Nöroloji ve Psikiyatrik Bilimler Kongresi Bilimsel çalışmaları, 22-25 Eylül 1984, Bursa, 46 79. Yetkin N, Karadağ F, Sercan M, Kızıltuğ A, Başoğlu M: Eşlerinde cinsel işlev bozukluğu olan kadınların evlilik ilişkileri ve cinsel işlev yönünden karşılaştırmalı değerlendirilmesi. Yirmisekizinci Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül 1992, Ankara, Bildiri özetleri , 13 80. Karaduman B, Başoğlu M, Sercan M, Yetkin N: Cinsel işlev bozukluğu ile aile içi uyumun ilişkisi. XX.Ulusal Nöroloji ve Psikiyatrik Bilimler Kongresi Bilimsel çalışmaları, 22-25 Eylül 1984, Bursa, 111 81. Kaptanoğlu, C, Şenilmez ı, Seber G, Tekin D: Alkol bağımlılarında ruhsal belirtiler , evlilik sorunları ve aile tutumları. Yirmisekizinci Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül 1992, Ankara, Bildiri özetleri, 1-12 82. Cirit H, Özalp S, Hayran R, Amas T, Güneş M, Emirler S, Tekmen I: Alkol bağımlılarında intihar girişimi, depresyon ve aile özelliklerinin araştırılması. 29. Ulusal Psikişatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 43 83. Tuncer C, Ersül Ç, Beyazyürek M, Karamustafalıoğlu O: Madde bağımlılığı vakalarında aile yapısı. XXIII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi 14-18 Eylül 1987, İstanbul , özet kitabı, 10 84. Uyar NB, Beşikçi N, Uyar M, Oskanyan K: Kadınlarda depresyon ve evlilik ilişkileri. XXVII. Ulusal Psikiyatrik Bilimler Kongresi ,6-9 Kasım, Antalya, Özet kitabi , 27 85. Eğrilmez A, Kültür S: Suisid girişiminde bulunan ergenlerde yatkınlaştırıcı etkenler ve aile yapısı. XXIV. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eylül 1988, Ankara, Serbest Bildiriler, 198-207 86. Gürakar L: İntihar ve aile işlevleri üzerine karşılaştırmalı bir araştırma. XXVII. Ulusal Psikişatrik Bilimler Kongresi ,6-9 Kasım, Antalya, Özet kitabı , 31-32 87. Arıkan Ç, Aktaş M: Kişilik özellikleri ile aile ve çevre yaşantısının kalp hastalığının oluşumuna etkisi. XXIV. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-24 Eylüll 1988, Ankara, Serbest Bildiriler, 725-735 88. Karaman T, Büyükberker Ç : Psikosomatik hastalarda aile algısı ve ruhsal yapılanma. Türk Psikiyatri Dergisi, 1991 2: 183-195. 89. Kumbasar H, Bulut I: Uyum bozukluğu tanısı konan üniversite öğrencilerinin aile işlevlerini değerlendirme biçimleri, Yirmisekizinci Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül 1992, Ankara, Bildiri özetleri, 64 90. Erkan G: Boşanmanın çocukların benlik tasarımı üzerine etkisi XXIII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongrresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul, 534-540 91. Göktürk Ü, Etaner U: Geçimsiz ve ayrılmış ailelerin nörotik Çocuklarının kıyaslanması. XX.Ulusal Nöroloji ve Psikiyatrik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 22-25 Eylül 1984, Bursa, 34 92. Bilir Ş, Dabanlı D: Ailede boşanma vakaları sonucu çocukların geliştirdiği tepkiler ve bu tepkileri doğuran faktörler. Sağlık Dergisi 12: 193-206, 1981 93. Bulut I: Parçalanmış aileden gelen çocukların davranış özellikleri hakkında bir araştırma. Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi 2-3: 79-109, 1983 94. Arsan C, Öklü D: Zorla Evlendirilme ve nevroz XXIII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongrresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul, 346-348 95. İnceoğlu D, Erkman F: Yurt dışından kesin dönüş yapan anababaların aile yaşamı ve çocuk yetiştirme tutumu açısından Türkiye'deki anababalarla karşılaştırılması. XXI.Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, 7-13 Ekim 1985, Adana-Mersin, 114-116 96. Dilsiz B: Göçmen işçi çocuklarının ruh sağlığına ilişkin bir araştırma. Onüçüncü Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, Ankara ,1977, 108-113 97. Veyis G: Hollanda'daki Türk Gençleri, Hollanda-Türk Akademisyenleri Birliği Yayınları, 1991 98. Birsun M: Almanya'daki Türk Çocukları ve aileleri. Psikoloji Dergisi 14-15: 54-60, 1982 99. Arsan C, Öklü D: Koca dayağı ve nevrozlar. XXIII. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongrresi (Bilimsel Çalışmaları)14-18 Eylül 1987, İstanbul, 349-351 100. Çiçeklioğlu M, Hancı H, Yavuz iC, Arısoy Ş: İzmir Adli Tıp Kurumuna başvuran hırpalanmış kadınlarla ilgili bir çalışma, IV. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi 12-16 Eylül 1994, 199-201. 101. Saçaklıoğlu F, Çiçeklioğlu M: Kadına yönelik şiddetin sonuçları ve çözüm yolları,. 4. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi , 12-16 Eylül 1994, Didim, 201-203 102. Yemenicioğlu A, Solakoğlu G, Güldoğan H, Çakmak D, Kırlı S, İlem E : Sığınma evlerine başvuran kadınların sosşodemografik özellikleri. 29. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 30 Eylül-1 Ekim 1993, Bursa, 91-92 103. Egemen A, Yenigün A, Tosun AR, Arcasoy M, Kurugöl Z, Öner K: Ağır bir fiziksel çocuk istismarı olgusu: Sorunun boyutlarının bir göstergesi, 4. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 12-16 Eylül 1994, Didim, 210-212. 104. Kerimoğlu E, Avcı A: Ailede cinsel kötü kullanım ve kardeşler arasında cinsel oyun,27. Ulusal Psikiyatrik Bilimler Kongresi özet kitabı, 6-9 Kasım 1991, 90. 105. Yüksel Ş: Ergenlerde cinsel istismarın tanınması. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Bildiri Kitabı, 11-14 Nisan, İstanbul-Sapanca., 52-57. 106. Savaşır Y: Suçlu çocuklarda kardeş sayısı ve suçlu çocuğun kardeş dizisindeki yeri. Nöropsikiyatri Arşivi, 1969, 6:131-134 107. Savaşır Y: Suçlu çocuklarda atipik aile faktörü. Nöropsikiyatri Arşivi 6: 73-77, 1969 108. Saran N: Çcuk suçluluğu ve parçalanmış aileler. Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Dergisi 3:b25-30, 1971 109. Sonuvar B, Gökler B, Öy B: Hacettepe Çocuk Ruh Sağlığı Kliniğine mahkemelerce gönderilen sanık çocukların ve ailelerinin demografik özellikleri, 24. Ulusal Psikişatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 19-23 Eylül 1988, Ankara, 847-855. 110. Uygur N, Türkcan S, Geyran P: Çocuk ve adölesanlara ilişkin suçlar ve adli psikiyatri uygulamalarının içerdiği sorunlar 3. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Günleri Bildiri Kitabı, 11-14 Nisan, 1993, İstanbul-Sapanca, 11-23. 111. Yıldırım İ: Evli bireylerin uyum düzeyleri. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji dergisi, 1993, 1: 249-257 112. Atav N: Şahsiyetin gelişmesinde aile çevresinin ve ailedeki gerginliklerin etkileri. Aile Yazıları-3 , Aile araştırma Kurumu Yayınları , Ankara 1991 113. Erol N: Aile tedavisi. Psikoloji Dergisi 3:7-9, 1978 114. Kuzgun Ş: Anababa-Çocuk ilişkileri. Psikoloji Dergisi 4: 18-22, 1978 115. Cebiroğlu R, Yurtbaş T: Değişen Türk toplumunda aile koşullarının çocuk davranışlarına etkisi. Tıp Dünyası Dergisi 43: 27-32, 1970 116. Özsan M: Çocuk suçlarında aile ve anababa ilişkilerinin rolü. Nöroloji, 1: 6-14, 1970 117. Ünal M: Madde bağımlılığı ve alkolizmde aile. Aile ve Toplum 2: 80-85, 1991 118. Tapper N: öTraditionalö and ömodernö wedding rituals in a Turkish Town. International Journal of Turkish Studies 5:137-154, 1994 119. Birsöz S: Gençlik dönemine ilişkin biyopsikososyal sorunlar ve sağlık. Aile ve Toplum 3: 53-55, 1991 120. TürkÇapar H: Ailenin ruh sağlığı ve normal dışı davranışlar, Türkiye Aile Yıllığı-1991 içinde. TC Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, yay no: 7, 1991, 169-184 121. Kağıtçıbaşı Ç: Aile ve kültürel psikoloji. Aile Yazıları-3, Aile Araştırma Kurumu Yayınları , Ankara 251-258, 1991 122. Güleç C: Aile ve evlilik krizlerinde acil psikoterapi. Psikoloji Dergisi 22:20-26, 1988 123. Ömür N: Sembolik etkileşimci bir perspektifle aile içi iletişim ilişkilerinin Çözümlenmesi. Düşünceler 3: 51-66, 1989 124. Yörükoğlu A: Değişen Topumda Aile ve Çocuk, Aydın Kitabevi, Ankara 1984 125. Özuğurlu K: Evlilik raporu, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1990 126. Nejat M: Aile ve Cinsel Sorunlarınız, Ya-Pa şaşınları, 1991 127. Yavuzer H: Ana Baba ve Çocuk, Remzi Kitabevi, 1991 128. Uçar H: Çocukların Cinsel Eğitimi, Yaprak Yayınevi, 1991 129. Şahinkaya R: Psikososyal yönleriyle aile, Kardeş Basımevi, Ankara 1975 130. Cüceloğlu D: Yetişkin Çocuklar. Sistem Yayınları, İstanbul 1994 |